Bir alana yönelmeye karar vermeden önce motivasyonumuzun yoğunluğunu da değerlendirmek gerekir. Yangın mı? Saman alevi mi? Şömine ateşi mi?
Tutkulu motivasyon yangın gibidir. Dahiler ve işinde çok başarılı insanlar genellikle yoğun motivasyona sahiptir. "Dehayı getiren tutkulu çalışma mıdır, yoksa dâhi olan mı tutkulu çalışır?" bana sık sorulan bir soru. Tarihte pek çok yetenekli insana soracak olursanız, çok yoğun ve odaklı çalışmak dışında bir özellikleri olmadığını savunurlar. Ancak bu denli yoğunlaşabilmek de kendi içinde özel bir yetenek olabilir.
Zamana dayanıklı olmayan motivasyon ise saman alevi gibidir. Geçici bir hevestir. Birçok insan bir işin en başında yüksek motivasyona sahiptir, ne de olsa işler henüz zorlaşmamıştır. Ancak balayı dönemi sona erdiğinde, daha derin ve zorlayıcı çalışmak gerektiğinde, birden ilgilerini yitiriverirler. İsteğin candan olup olmadığını zamana dayanıklı çaba belirler.
Diğer bir deyişle, zorluk ve zaman, isteğin sadakat testidir. Erich Fromm, Sevme Sanatında şöyle der: "Sevgi, doğal olarak var olan bir şey değildir. Disiplin, konsantrasyon, sabır, inanç ister... Bir duygu değil, bir pratiktir." Profesyonellik de böyle bir şeydir. Profesyonellik bir işi canın istemediğinde de yapmaktır. Sadece canın istediğinde yaptığın, hobidir.
Bana göre şömine ateşi metaforu, çoğu insan için gerçekçi ve sağlıklı bir motivasyon yoğunluğunu tarif eder. Şömine ateşi seni yakıp kül etmez. İçini ısıtır ve çok uzun süre tatlı tatlı yanmaya devam eder. Ne tutku gibi saplantılı ne heves gibi geçicidir. Sürmesi İçin de düzenli ve dâhiye kıyasla daha düşük yoğunlukta bir çaba ortaya koyman gerekir. Fromm'un tariflediği sevgi gibidir.
Yaptığınız ya da hayalini kurduğunuz işi düşünün: Sizin motivasyon yoğunluğunuz hangisine daha yakın? Yangın mı?