Bir insanı ezip mahvetmek, ona en korkunç katilin bile duyunca titreyeceği kadar ağır bir ceza vermek isteyenlerin, insana yaptığı işin tamamen anlamsız, faydasız olduğu duygusunu vermesi yeterlidir.
..sıkıntıya boğulmuş bir hayal gücü neye yarar! O yorulmak bilmez hayal gücünün de bir gün yorulacağını, sürekli gerilim içinde olmaktan bitap düşeceğini hissedersin, çünkü büyümekte ve eski ideallerini geride bırakmaktasındır; o idealler de parçalanıp toza toprağa karışır; eğer başka bir yaşamın yoksa yenisini yine bu parçalardan inşa etmek gerekir.
Nihayetinde bir masal okuyorum ya, bir an okuduklarimi kafamda evirip çevirirken bu kadar da olmaz diyorum. Bir es verip, üstüne biraz daha düşünüyor, "evet ya gayet de oluyor, tam da bunlar oluyor insanlar aleminde" diyorum. Neler mi oluyor? Gücün diktatörlük elinde nasıl bir sömürüye dönüştüğü... sömürünün, sömürenlerin kendilerinin bile hayal etmediği ölçüde derinleştiği...kitlelerin umudunun yok edilerek, dil ve kimlikleri unutturularak, hakim güce hizmet eden propagandalarla uyuşturulduğu... düşünmeyi unutacak kadar sömürülen kitlelerin sürü psikolojisi ile savrulduğu... iktidarın her zaman kendi yandaşlarını yarattığı ve beslediği bu düzenin bir kısır döngü misali hiç değişmediği... güç sarhoşluğu yaşayan iktidarın güçlendikçe ve sömürdükçe elindeki gücü kaybetme korkusunun derinleştiği, korku arttıkça ezilen kitlelerin sırtındaki yükün ağırlaştırıldığı... bir düzen sürüp gidiyor. Sahi ben ne anlatıyordum, altı üstü bir masal..