''... düşünecek halde değildi. Habil'n kanı ile yıkanmış sivri taşı aldı. toprağı eşmeye başladı. taş yetmedi, ellerini, o da yetmedi tırnaklarını kullandı. ama çok geçmeden tırnakları yarıldı, elleri yara bere içinde kaldı. yarıldı.
bu kirli tırnakları, kanlı elleri yakasında yapışmış hissedince, toprak şöyle bir silkindi. böyle bir şey bağrını yırtsın hiç istemezdi. ne de olsa topraktı, emanet teklif edildiğinde kabule yanaşmamıştı. ama Kabil, emirlerin emrini hiç dinlememişti de onu mu dinleyecekti? toprak çaresiz, açtı kara bağrını yumdu gözlerini. bu kadarı ona bile ağır geldi. utançtan yerin dibine geçti.
derinlere indikçe toprak serinledi. lâkin kabadayıydı, verdiğinin ederini fazlasıyla istedi. akşam inerken Kabil kendisini soğuk karanlığın içinde buldu. demek kazılan her mezar önce mezarcasını içine alıyordu. ''