"Kayıp ilanını gördüğüm zaman artık çok geç olduğunu anladım. O şiş yüzü ismi olmadan da tanırdım, o kısık gözleri ve o tuhaf gülümsemeyi; hiçbir şeyin yolunda gitmediği apaçıkken, 'Her şey yolunda' demeye çalışan o yorgun yüzü, bana düşmanca değilse de umutsuz gözlerle bakan, ulaşılmaz bir yere çekilmiş o yüzü; 'Hiçbir şey yapamayacaksın' diyen bakışı. Gerçekten de hiçbir şey yapamadığımı o gün anladım. Fotoğrafta iri ilmekli, beyaz bir hırka giymişti, boynundaki fular bluzunun üzerine sarkıyordu, uygunsuz bir kıyafet, sekiz yaşında bir çocuk kıyafeti değil, bir erişkinin kıyafeti; ama hepsinden öte, o tuhaf duruşu; kollarını kendine farklı bir hava vermeye çalışır gibi garip bir biçimde kavuşturmuştu. Fotoğraf bana, her tarafı acıdığı halde iyiymiş gibi görünmeye çalışan o dokunaklı halini hatırlatıyordu, acısı sakar hareketlerinden, gergin kollarından ve bacaklarından belli olduğu halde; içinde bir şeylerin paramparça olduğu hemen fark ediliyordu.”
#AlexandreSeurat , 2009 yılında Fransa’da yaşanan gerçek bir olaydan yola çıkarak kaleme aldığı #Sakar kitabıyla, aile kurumuna sorgusuz sualsiz kutsallık atfedilmesinin yıkıcı sonuçlarını yalın ve sarsıcı bir anlatımla gözler önüne seriyor.
Sekiz yaşındaki Diana’nın (Asıl adı Marina Sabatier) kayıp ilanı haberini gören öğretmeni düşünüyor bunları. Şiş yüzünü ilk gördüğünde, aklına annesinin gebelikte alkolik olabileceği gelmiş. Morlukları ve şişlikleri onun tehlikede olduğunu biliyor ama hiçbir şey yapmamış olduğu için bağışlanmak istiyordu. Ve ardından aile fertleri ile labirentin içine ilerliyoruz.
Anneanne (telaşlı, müdahaleci, kendisi boğulurken çocuklarını koruduğunu iddia eden bir anne) , teyze (kötücül, edepsiz, ayağı yere basan) , anne (her zaman önce her şeye atlar, sonra düşünür ve ardından kahredici düş