Yetim bir çiçek adı Jane, dayısının vefatı üzerine ondan nefret eden bir yenge, zorba bir kuzenle açıyor gözünü bu kahrolası hayata. Nedense Peygamberimizin amcasını kaybettiği zaman geldi şimdi aklıma. Onu kollayan, yüzüne gülen, düştüğünde ayağa kaldıran, kararlarında destekçi kimse kalmamıştı artık. Yeni yürümeye çalışan bir bebek gibi iki adımda bir yere düştü Jane. Hatta ilk adımı atmaya çalıştığında da ittiler ve düştü. Aslında böyle bir başlangıcın sonunu güzel düşünmek de düştü...
İkinci adımını yatılı okula attı Jane. Kendini tanıyordu, oradakilere de tanıttı. Gelişti, büyüdü ve kanatlanmak istedi bu yuvadan. Ne de olsa oraya da ait değildi, hiçbir yere ait hissetmiyordu. Eğer yaşayacaksa nefes alması gerekiyordu. Nefes almak için ilan verdi gazeteye nefes alabilir miyim diye.
Adımları artık yere basıyordu. Küçük bir köyde küçük bir kızın mürebbiyesi olmuştu. İşte tam burada talihi döndü diyebilirdik ama O daha değil dedi. Kızın babası(belirsiz) ve evin sahibi olan adamla tanıştı. (İsim hafızam çok kötü o yüzden isim veremeyeceğim başrol olsa bile)
Adımlarının boyutları büyüdü çünkü o artık genç bir kızdı. Ev sahibi evde partiler veriyordu, oyunlar yapıyordu. Sırf Jane'i denemek ve O'ndan emin olmak için. Çünkü bu zamana kadar böyle bir kız görmemişti belki de böylesini imkansız sanıyordu. Her şey çok güzeldi hatta mutlu bir an yaşanacaktı fakat bir yalan yazıyı tura yaptı. Jane tekrar nefes almak istedi ve arkasına bakmadan uzaklaştı oradan.
Aç, susuz, halsiz şekilde yeni yaşamına merhaba dedi Jane bir evin kapısında. Kalbindeki acıyla devam etmeliyim dedi yaşamaya. Ve yaşadı da. Tâ ki gerçek kimliği ortaya çıkıncaya kadar.
Her şeyi bırakıp geri döndü ev sahibinin yanına. Hiçbir şey düşünmeden, sadece kalbinin adımlarıyla. Döndüğünde karşılaştığı manzara pek