Bir şey söyleyeyim mi, başkasının derdi olmasa insan kendi kahrından ölür. Mesela kanser olduğunu öğrendiğin gün, "Ay daraldım biraz çıkıp hava alayım içim açılsın," diyebilir misin? Ama illet başkasının başına gelince kolay. Başkasının derdi her derde devadır: Bakar bakar, "Benden kötüleri de var," deyip hâline şükreder, kendi derdini unutursun. "Vah vah, tüh tüh" deyip kâfi merhameti gösterdiğin an görevin biter. "Ah," dersin, "vallahi çok üzüldüm, ben çıkayım biraz kafamı dağıtayım." El derdi insanın kendi derdini unutmak için edindiği zevktir. Çoğu kadın, çocuğu bile kendi derdini unutmak için doğruyor. Ne ki göbek bağı doğurmakla kopmuyor. Derdine dert eklediğinle kalıyorsun.
Bir şey söyliyim mi, insanların ne kadar kuruntusu varsa hep tokluktan. Televizyonda da görüyoruz, zenginler hep psikologlarda. Niye? Toklar da ondan. İnsan kısmı açlık derdi olmayınca başka dertler bulup kendini oyalamak ister. Halbuki aç insanın kursağından başka derdi olmaz. Derdi başı, "Ay sonunu getirebilecek miyim?", "Çocuğumun karnını doyurabilecek miyim?"
Bir şey söyliyim mi? Insanoğlu acıkmasa biz hâlâ taş devrindeydik. Bütün bu buluşlar neden olmuş? Hep açlıktan. İnsan acıkmış da ekmek pişirmiş, peynir mayalamış. Tokluk rehavet yapar. Tok insan düşünür mü: Bu toprakta sarı bir şey bitiyor tane tane. Dur ben bunu biçeyim. Sapıyla samanını ayırayım. Tanesini ezip öğüteyim. Un yapayım. Hmm un. Kuru bir şey. Dur ben buna su katayım, mayayı icat edip mayalayayım. Hamur olsun. Sonra bir sopayı yontup merdane yapayım. Merdaneyle hamuru açayım. Pişireyim, ekmek olsun. Peee, tok adam bunları düşünecek. Tok adam parmağını kıpırdatmaz.