Bir süredir ertelediğim incelemeyi yazmaya karar verdim.
Marcel Proust’un Kayıp Zamanın İzinde serisi. Genel bir incelemenin daha doğru olacağını düşünüyorum zira kendimde her bir kitaba inceleme yazacak yetiyi görmüyorum. bu yüzden serinin son kitabı üzerinden yazmayı uygun gördüm. Daha fazla benimle yaşamasına izin veremeyeceğim bu duyguları, serbest bırakmak istiyorum. Sonuçta bu 7 kitaptan oluşan bir seri ve haliyle insanın dimağında büyük bir iz bırakıyor. Seriye altyapı oluştursun diye yazarın gençlik döneminde kaleme aldığı Hazlar ve Günler adlı kitabından başladım nitekim yardımı oldu da nedense bu kitabının akışını hala net bir şekilde hatırlıyorum. Çoğu insan gibi uzun soluklu kitaplara bir miktar (miktarı kestiremiyorum) ön yargım vardı. Ta ki bu seri ile tanışana kadar. Bir diğer nedense bu kitabı okumamda büyük etkisi olan bir dosta kitabı bitireceğime dair güvence verdim, onunda yönlendirmesi ile kitaplar arasında çok ara vermeyerek aldığım o tadı kaybetmeden bitirebildim. Geriye tek bir şey kalmıştı zihnimdeki izlenimleri kaleme dökebilmek. Bu izlenimleri yazarken sadece düşüncelerimi değil somut olan makalelerden ve birkaç araştırmadan da yararlandım. Böylesinin daha doyurucu bir bilgi şöleni olması adına, hem okuyucu için hem de kaleme alan şahsım için. En nihayetinde kitabın hakkını vermiş gibi hissediyorum. Hissetmek önemli zira bu seride farklı duygular hissetmeye her an hazır olmak gerekiyor.
Öncelikle bahsetmem gerekir ki seri de bolca aile isimleri, birçok karakter (beş yüze yakın gözünüz korkmasın.Tek tek saymadım) ile karşılaşacak ve bazen kim kimdi diye ikileme bile düşeceksiniz. Anlatılan dönem; elit ailelerin, mutlak monarşinin, burjuvazinin gücünün, kapitalist çıkarların, birbirini çekemeyen ama yine de beraber vakit geçiren insanların