füreya

Spoi içerir!!
7/10
·78 syf.··
2021 6. kitabı
·
19 saatte okudu
·
Okunma: 09 Mart 2021 19:12
Canistan… CanVatan… Yusuf Atılgan’ın kalp krizi geçirmesi nedeniyle tamamlayamadığı son romanı. Yetmiş sekiz sayfaya sığdırdığı bir dünya. Roman; Duruşma, Yargıç, Tanık ve Sanık olmak üzere dört bölümden oluşacakmıştı fakat yazarın ömrü vefa etmemiş. Romanda olaylar yaklaşık olarak Osmanlı’nın son dönemleri Balkan Harbi zamanlarına tekabül eder. Aslında bir köy ve dönem romanıdır. Köy romanıdır çünkü Ege'nin küçük bir şehri olan Manisa’nın köylerinde geçer. Roman dedim fakat bu kitapta bir yaşam, toplum bilinci, bir dönem ve bireysel yalnızlaşma yansıtılmış. Yaşar Kemal’in Sarı Sıcak romanı gibi bir köy yaşamı, gününü çalışarak geçiren köylüler vardır. Sarı Sıcak Çukurova’nın bağrından kopmuş bir eser halkın ve dönemin toplumsal yapısı olarak benzerlik gösterse de Canistan’da milli birlik oluşturma, hürriyet gibi yeni kavramların toplum nezdinde ve birey açışından yansımaları da işlenmiştir. Yazarın eserlerinde varoluşçu felsefenin izleri görülür. Bu durum tabii olarak karakterlerine de yansımıştır. Anadolu’nun bağrında elinden çalışmaktan başka bir iş gelmeyen, yeri geldiğinde kendinden büyüklere efelenebilen genç bir çocuk (yazarın karakterlerinde genel olarak bir isyan havası vardır) Selim… Kuşkusuz Selim, bir başına da kalsa bulunduğu ortam ve durumdan uzaklaşarak, hayallerini gerçeğe çevirmeye çalışacak kadar hırslı bir karakter. Duyguları, davranışları, gençliğinin verdiği toyluğu, kadına olan bakışı, tutkuları, aşkı kendi iç monologları bilinç akışı yöntemiyle ustaca işlenmiş bir karakter. Kitabın bir bölümü, Selim’in olgunlaşma, hayalleri, çevresini anlama ve içinde bulunduğu durumlardan kaçması üzerine kurulu. Kitapta Anadolu insanı hep çalışan cefakar bir kesim ‘‘azıcık aşım kaygısız başım’’ mantığıyla gününü çalışarak geceleri dinlenerek ertesi güne
1000Kitap Gerçek Okurlar
CanistanYusuf Atılgan · Yapı Kredi Yayınları · 20175,2bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Ertelenen İnceleme!
9/10
·352 syf.··
2020 22. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 29 Mayıs 2020 15:44
Bir süredir ertelediğim incelemeyi yazmaya karar verdim. Marcel Proust’un Kayıp Zamanın İzinde serisi. Genel bir incelemenin daha doğru olacağını düşünüyorum zira kendimde her bir kitaba inceleme yazacak yetiyi görmüyorum. bu yüzden serinin son kitabı üzerinden yazmayı uygun gördüm. Daha fazla benimle yaşamasına izin veremeyeceğim bu duyguları, serbest bırakmak istiyorum. Sonuçta bu 7 kitaptan oluşan bir seri ve haliyle insanın dimağında büyük bir iz bırakıyor. Seriye altyapı oluştursun diye yazarın gençlik döneminde kaleme aldığı Hazlar ve Günler adlı kitabından başladım nitekim yardımı oldu da nedense bu kitabının akışını hala net bir şekilde hatırlıyorum. Çoğu insan gibi uzun soluklu kitaplara bir miktar (miktarı kestiremiyorum) ön yargım vardı. Ta ki bu seri ile tanışana kadar. Bir diğer nedense bu kitabı okumamda büyük etkisi olan bir dosta kitabı bitireceğime dair güvence verdim, onunda yönlendirmesi ile kitaplar arasında çok ara vermeyerek aldığım o tadı kaybetmeden bitirebildim. Geriye tek bir şey kalmıştı zihnimdeki izlenimleri kaleme dökebilmek. Bu izlenimleri yazarken sadece düşüncelerimi değil somut olan makalelerden ve birkaç araştırmadan da yararlandım. Böylesinin daha doyurucu bir bilgi şöleni olması adına, hem okuyucu için hem de kaleme alan şahsım için. En nihayetinde kitabın hakkını vermiş gibi hissediyorum. Hissetmek önemli zira bu seride farklı duygular hissetmeye her an hazır olmak gerekiyor. Öncelikle bahsetmem gerekir ki seri de bolca aile isimleri, birçok karakter (beş yüze yakın gözünüz korkmasın.Tek tek saymadım) ile karşılaşacak ve bazen kim kimdi diye ikileme bile düşeceksiniz. Anlatılan dönem; elit ailelerin, mutlak monarşinin, burjuvazinin gücünün, kapitalist çıkarların, birbirini çekemeyen ama yine de beraber vakit geçiren insanların
1000Kitap
Yakalanan ZamanMarcel Proust · Yapı Kredi Yayınları · 20241,404 okunma
9/10
·336 syf.··
2019 20. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2019 18:18
trrrrum, trrrrum, trrrrum! trak tiki tak! makinalaşmak istiyorum! beynimden, etimden, iskeletimden geliyor bu! her dinamoyu altıma almak için çıldırıyorum! tükrüklü dilim bakır telleri yalıyor, damarlarımda kovalıyor oto-direzinler lokomotifleri! trrrrum, trrrrum, trak tiki tak makinalaşmak istiyorum! mutlak buna bir çare bulacağım ve ben ancak bahtiyar olacağım karnıma bir türbin oturtup kuyruğuma çift uskuru taktığım gün! trrrrum trrrrum trak tiki tak! makinalaşmak istiyorum! Ayak sesleri duyulur uzaktan ama neyin ayak izleri; bir insan, bir canlı belki de bir makine.. İnceleme girişini Nazım Hikmet’in “Makinalaşmak İstiyorum“ adlı şiiri ile yapmayı uygun gördüm zira bu şiir, kimi yazarlar tarafından Hikmet’in en kötü şiiri olarak görülmüş olsa da bir dönemin sosyolojik ve psikolojik alt yapısının izlerini taşımaktadır. Hikmet’in, bu şiiri 1923‘ te Moskova’da yazdığı biliniyor. Yani sosyalizmin tohumlarının filizlendiği Çarlık Rusya’sının yıkılıp daha birleştirici ve paylaşımcı (Latince, sociare) bir ülkede yazıldı. O dönem fütürist akımın en güçlü olduğu yıllardır ki Hikmet, dizelerinde gelecek insanlarından da bahsetmiştir. Belki de bu şiir o dönemler ülkemizde tam anlamıyla sanayi toplumuna geçilemediğinin ve sanayi insanı olamazsak geleceği hızla değişen dünyayı yakalayamayacağımızı da anlatır. Sanayi toplumu demek emek ve sermayenin birbiriyle bir bütün halinde harman olabilmesi demektir. Kapitalist sistemin doğuşudur. Kapitalizm, üretim araçlarının (fabrika, toprak, işletme v.s) özel mülke tabii olduğu ve piyasaya göre üretim yapıldığı sosyoekonomik bir modeldir. Bir yanda üretim araçlarına sahip patronlar diğer yanda bu üretim araçlarından yoksun fakat onlara bağımlı, makine çarklarının dişlerinde bulunan işçiler. İlk dönem sosyalizmin karakteri, sanayi
1000Kitap
Demir ÖkçeJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202519,4bin okunma
İYİLİK BİR SANATTIR..
5/10
·151 syf.··
2019 16. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 18 Mart 2019 11:35
İnsanoğlu kendine yapılan iyiliği de kötülüğü de kolay kolay unutmaz. Aklının bir köşesine yazar, gün gelir ansızın su yüzüne çıkarıverir eski yaşanmışlıkları; borçları, alacakları. Tabi iyilik ve kötülük kavramlarına inanıyorsa. Nitekim A'mak-ı Hayal kitabı Raci'nin iyi ve kötüyü aramak için çıktığı bir yolculuktu. İnsanın, kendisini aradığı mistik bir rüya. En muhteşem sanat eseri olan insanoğlunun, sanatçısını arayışı. #41927048 " İyilik, insanlık sanatıdır " demiş Genceli Nizami. Ta, 12. Yüzyılda. Evet, iyilik bir sanattı. Gizli yapılan bir sanat aleni olursa iyilik, iyilik olmaz. Bugün sizlere; bir iyilik zincirinden, daha doğrusu zincirin halkalarından bahsetmek istiyorum. İyiler Ölmez, Mustafa Kutlu'nun kaleminden okuduğum beşinci hikaye kitabı. Diyebilirsiniz ki çok mu seviyorsun bu yazarı? cevabım "hayır" olurdu. Çünkü bu sıralar hikaye okumak hoşuma gidiyor. Kutlu'nun hikayelerini okumak insanı yormuyor üslubuna alıştıktan sonra rahatlıkla okunuyor. Şimdi gelelim zincirin halkalarına; zincir, bir bütünken güçlüdür, kırılmaz. Onu oluşturan halkaların da haliyle sağlam olması gerekir. Kardeşlik, sırdaşlık bağlarıyla halkalar kenetlenmeli sımsıkı. Kitapta her halka, ayrı bir hikayede anlatılıyor ve bir noktada buluşuyor halkalar (Hacı Kadir'in kahvesi) -- Sıtkı -- Civan -- Fotoğrafçı Sarhoş Mustafa -- Doktor -- Dörtler Makamı Ben en çok Sıtkı ve Civan'ı beğendim. Söyle ki, kitap adeta Yeşilçam tadında başladı. Kendim de bir an, eski türk filmlerinden birini izliyormuş gibi hissettim. Fakat Yeşilçam esintisi çabuk geçti. Çünkü yazar klişelere bir dur der gibi, "Sevgili okur!" diyerek okura seslenmesin mi? " Sevgili okur! Burada araya girmek zorunda hissettim kendimi. Ben öyle dalmış gitmişim. O günlerin İstanbul'undan bahsederken..."(syf: 37) Böyle daha
1000Kitap
İyiler ÖlmezMustafa Kutlu · Dergâh Yayınları · 20166,7bin okunma
Hikayeler.. Hikayeler
10/10
·87 syf.··
2019 14. kitabı
·
28 saatte okudu
·
Okunma: 16 Mart 2019 02:14
Mustafa Kutlu'nun kaleminden okuduğum dördüncü hikaye kitabı, Yokuşa Akan Sular. Hüzün ve Tesadüf hariç, bu kitabında da bir hikaye ve bu hikayenin devamı niteliğinde kendi içinde tutarlı ve anlamlı -sanki farklı birer hikaye izlenimi yaşatan- hikayeciklerin biraraya gelip tek bir çatı altında toplanmasından ibaret bir kitap. Aslında hepsi kendi halinde parçalardı. Sonra parçalar birbiri ardınca dikildiler sanki kırkyama (patchkwork) yapar gibi ahenkli ve örüntülü. Başlangıç hikayesinde; köy kokulu, gök mavili, çayır çimenli.. Demirocaklarına kadar uzanan. Yazar, diğer hikayeleri taktı peşine dörtnala sürdü atını; yurdundan, atasından çekti aldı onu, ışıltılı şehir hayatının o debdebenin ortasına attı.Yenilikler gösterdi, yaşamadığı tatmadığı duyguları tattırdı, bu hayatın sillesini de yedirdi ona, karakol köşelerini de gösterdi. Sonra o da büyüdü adam oldu. Şehir büyüttü onu. Yutarcasına büyüttü. Hüzün ve Tesadüf kitabının diğer hikaye kitaplarından farkıysa, her hikaye ayrı bir olay örgüsüne sahip ve birbirleriyle ilintili değillerdi. Yokuşa Akan Sular ise, dere kollarının denize dökülmesi gibi dökülmüştü sayfalara. Bu kitap beni sonuyla şaşırtan nadir kitaplardan birisi çünkü tahmin edememiştim sonunu ve heyecanla okurken birden bitti, sayfaya bakakaldım. Her hikaye birbiriyle bağlı olduğu için çabuk bitiyordu haliyle bazı hikayeler bitmesin kaldığı yerden devam etsin istedim, olmadı. Çünkü ardında ki hikaye konuyu farklı bir açıdan ele alarak devam ediyordu." Ee! hani bunun devamı!" deyipte boş sayfayla karşılaştığım birkaç hikaye vardı ki kitap on hikayecikten oluşuyordu. Varın gerisini siz düşünün! Yazarın dili oldukça sade, biçimsel olarak kısa ve öz cümleler kullanılmış. Üslup yumuşak ve narindi sanki yanağınızı okşar gibiydi. Yer yer şiddetlendiği de
1000Kitap
Yokuşa Akan SularMustafa Kutlu · Dergâh Yayınları · 19985,1bin okunma