Yumuşak bir sesle çağırdı. Kedi miyavladı. Diz çöküp gülümsedi; ‘Gel, gelsene, korkma’ dedi yavaşça; sol elini bir şey verecekmiş gibi uzattı. Kedi kalktı; ağır ağır geldi, eline sürtündü. Ne çabuk unutuyordu hayvanlar. Tavanın sapını sıktı boş eliyle sırtını okşarken kedinin başını öteye çeviriyordu. Tavayı kaldırdı; boynundan elini çekip vurdu; fırlayıp kalktı. Kedi yerde kasıla gevşeye debeleniyordu. Bir daha vurdu başına; kuyruğu, bacakları gerildi, titredi, durdu. Gözünün biri dışarı uğramıştı. Muşamba kanlıydı. Tavayı yanına bıraktı; parmaklarını oynattı. Öteki tekirdi, dişiydi. ‘Kedi üç gündür yok. Gelir mi ki?’ demişti kadın. ‘Üç gün mü? Ölmüştür. Ölülerini göstermezler derdi babam.’ ‘Kedisiz olur mu hiç’. Berberden istemişti bunu; ufacıktı geldiğinde. Kuyruğundan tuttu, kaldırdı; pencereye gidip açtı. Aşağıda kimseler yoktu. Attı; kaldırımın ötesine düştü. Dışarısı soğuktu; pencereyi kapadı.
Eğer politik bakımdan mutsuz bir adam istemiyorsan, kaygılandıracak bir soruda ona iki bakış acısı verme, birini ver. Daha da iyisi hiç verme bırak savaş gibi bir şeyin var olduğunu unutsun
“Kolonilerde, İngiliz etkisinde kalan kitapların yakılması için 1790’da kurulmuştur. İlk itfaiyeci: Benjamin Franklin.” KURAL 1. Alarma çabuk cevap ver. 2. Yangını çabuk başlat. 3. Her şeyi yak. 4. Derhal itfaiye merkezine gidip rapor et. 5. Başka alarmlar için tetikte bekle.