Her ne kadar şiir türünde sunulmuş olsa da, bu kitapta bir müzisyenin ritmini, melodisini ve içsel tınılarını satır aralarında hissetmek mümkün; kelimeler yalnızca okunmakla kalmıyor, adeta duyuluyor. Modern hayatın aceleciliği, yabancılaşması ve içsel boşlukları arasında, bu şiirler hem bireysel hem kolektif duygulara dokunmayı başarıyor.
Şiirler yalnızca yazılmamış; sanki duyulmak, belki de içten içe mırıldanılmak üzere var olmuş. modern hayatın içinden, gündelik detayların arasından süzülen bu dizeler; bir trafik lambasında donup kalan düşünceleri, apartman boşluklarında yankılanan yalnızlıkları, kulaklıklardan taşan özlemleri kelime kelime örüyor. Bazıları, sanatçının eski albümlerinden aşina olduğumuz bir melodinin gölgesinde yeniden doğarken, bazıları ilk kez bu kitapta ses buluyor.
50 sayfalık bu derleme, müziğin dilini unutmadan, şiirin nabzını tutarak hem okura hem dinleyiciye aynı anda seslenmeyi başarıyor—hem tanıdık hem de taptaze bir yerden.
Ve tüm bu seslerin, mısraların, susuşların arasında ince bir not gibi duran ithaf cümlesiyle başlıyor. Müzisyen, "İrfan Alış’ a ve onunla ıslık çalan zamanlara…" Bu, yalnızca bir başlangıç değil; aynı zamanda içten gelen bir selam, geçmişe tutulan zarif bir melodi.
Dip itiraf: Doğan Duru olmasa, böylesi bir kitap rafta gözüme çarpsa dönüp ikinci kez bakar mıydım? muhtemelen hayır , kesinlikle hayır.