Kimse hayatından memnun değil. Herkes derin bir huzursuzluk içinde kıvranıyor; daha iyi bir hayata ulaşmak istiyor ama o yeni hayatın ne olduğunun da farkında değil. Tarifi yok; dolayısıyla toplumun mitolojisi ve ideali de yok. Bu yüzden bir nehrin suları bizi önüne katmış götürüyor. İnsanlar akıntıdan kurtulmak için kıyıdan sarkan dallara tutunmaya çalışıyorlar. Kimi din dalına tutunuyor, kimi milliyetçilik, kimi kürtçülük; kimi ise nihilizme gömülüyor.
..çocukları ana babalarının görüşlerini, anlık beğeni ya da sıkıntılarını ifade eden isimlerle gülünç düşürmek gerçekten de çok ayıp, siz de takdir edersiniz ki bir isim bembeyaz olmalıdır ki, kişi ömrü boyunca yazabileceği ne varsa yazsın.
Her gün birlikte olmak gereksinimi duymaksızın, her zaman yeni dostlar ediniriz. Her zaman aynı insanları görürsek onları yaşamımızın bir parçası saymaya başlarız. Yaşamımızın bir parçası saydıkça da onlar bizim yaşamımızı değiştirmeye kalkışırlar. Bizi görmek istedikleri gibi değilsek hoşnut olmazlar, canları sıkılır. Çünkü efendim, herkes bizim nasıl yaşamamız gerektiğini elifi elifine bildiğine inanır.
“Ah Alvaró! En tatlı duygular, henüz hiçbir şey yaşamamış bir kalbi kendinden geçiriyorsa, lütfen bağışlayın beni. Benim gibi sevmeyi öğretmek isterdim size; böylece sırf bu duygu sayesinde bile hemcinslerinizi geride bırakırdınız. Ne var ki insan kibri başka zevkler istiyor. İnsan içindeki kaygılar yüzünden, daha büyük bir mutluluk ihtimalini göremediği durumda elindeki mutluluğun kıymetini bilemiyor…”