Eda

Eda
@gabade
Ben düşündükçe var dünya, ben yok, o da yok
‘Olgunlaşmamış insanın özelliği, bir dava uğruna soylu bir biçimde ölmek istemesidir, olgun insanın özelliği ise bir dava uğruna gösterişsiz bir biçimde yaşamak istemesidir.
Sayfa 176·Kitabı okudu
Edebiyat
Reklam
... Sonra birden bire ağlamaya başladım. Elimde değildi. İçin için, duyurmadan ağlıyordum, ama ağlıyordum. Ben ağlamaya başlayınca Phoebe felaket korktu, yanıma gelip beni susturmaya çalıştı, Ama bir başladı mı kesilmiyor işte. Ağladığım sırada hala yatağın kenarında oturuyordum, Phoebe kollarını boynuma dolayıp bana sarıldı, ben de ona sarıldım, ama uzun bir zaman ağlamayı kesemedim. Boğuluyorum filan sandım. Lanet şey. Vay canına, bizim Phoebe’yi felaket korkutmuştum! Lanet pencere filan açıktı, Phoebe’nin titrediğini filan hissediyordum, kızın üstünde bir tek pijaması vardı. Onu yatağa sokmaya çalıştım, ama girmedi. Sonunda sustum, ama bu çok uzun bir zaman aldı. Sonra, paltomu filan düğmeledim. Ona haberleşeceğimizi söyledim. İstersem onunla uyuyabileceğimi söyledi bana, ama hayır, sıvışsam daha iyi olacak, Bay Antolini beni bekler şimdi dedim. Paltomun cebinden avcı şapkamı çıkardım ve ona verdim. Bu çılgın şapkalara bayılır. Almak istemedi, ama üsteledim. Bahse girerim, başında o şapkayla uyumuştur. Böyle şapkaları gerçekten çok sever. Sonra ona fırsat bulursam telefon edeceğimi söyledim yine, daha sonra odadan çıktım.
Sayfa 169·Kitabı okudu
Edebiyat

Eda

, bir kitabı yarım bıraktı
William Golding
7.7/10 · 97,3bin okunma
Birdenbire kibrit çakmayı kestim, ona doğru uzandım. Aklımdan söyleyecek bazı şeyler geçirdim. “Hey, Sally,” dedim. “Ne?” dedi. Salonun öbür ucunda ki bir kıza bakıyordu. “Hiç canına yettiği oldu mu?” dedim. “Yani, bir şeyler yapmazsan, her şeyin batağa gireceğinden korktuğun oldu mu hiç? Yani, okulu filan seviyor musun?” “Okul mu? Felaket sıkıcı” “Yani okuldan nefret ediyor musun? Biliyorum, felaket sıkıcı, ama ben sana, nefret ediyor musun diye soruyorum.” “Şey, tam da nefret etmiyorum. Ama hep...” “Ben nefret ediyorum. Hem de nasıl nefret ediyorum,” dedim. “Ama yalnızca okuldan değil. Her şeyden. Bu New York’ta yaşamaktan, her şeyden. Taksilerden, Madison Caddesi otobüslerinden, seni arka kapıdan dışarı atmak için haykıran şoförlerden, Lunt’lara melek diyen sahtekarlarla tanıştırılmaktan, kendimi hemen sokağa atmak istediğim halde durmadan asansörlere binip inmekten, Brooks’ta sana pantolon uydurmaya çalışan heriflerden, insanların hep...” “Bağırma lütfen’” dedi bizim Sally, ki çok gülünçtü, bağırdığım filan yoktu. “Arabalar, örneğin,” dedim. Ama çok sakin bir sesle söyledim bunu. “Örneğin insanların çoğu arabaları için deli oluyorlar. Arabaları hafifçe çizilse bile üzülüyorlar, durmadan mil başına ne kadar yaktıklarını konuşuyorlar. Arabalarını aldıkları gün, başlıyorlar daha yeni bir arabayla nasıl değiştiririz diye düşünmeye. Ben, eski arabaları bile sevmiyorum. Beni hiç ilgilendirmiyor arabalar. Lanet bir atım olsa, daha iyi. Atlar en azından insana yakın, Tanrı aşkına. Atlarla en azından...” “Neden söz ettiğini bile anlamıyorum” dedi bizim Sally. “Konudan konuya...” “Biliyor musun?” dedim. “Şu anda New York’ta olmamın tek nedeni sensin. Sen olmasaydın, herhalde uzaklarda bir cehennemin dibinde olurdum şimdi. Ormanlarda mı olur artık, başka bir lanet
Sayfa 124·Kitabı okudu
Edebiyat
... Normal insanlar gibi oynamadılar, normal aktörler gibi de oynamadılar. Anlatması çok zor. Aşağı yukarı, çok ünlü filan olduklarını bilerek, o havada oynadılar. Yani iyiydiler, ama fazla iyiydiler. İkisinden biri sözünü bitirdiğinde, öbürü soluk bile almadan, hemen söze girişiyordu. İnsanlar gerçekte nasıl konuşuyorsa, o biçimde birbirlerini sözünü keserek filan konuşuyorlardı. Sorun da buydu işte, insanların gerçekte ki konuşmaları, birbirlerinin sözlerini filan kesmeleri oyunda çok fazlaydı. Bizim Ernie’nin Village’da piyano çalışına benziyordu bu, bir bakıma. Bir şeyi çok iyi yapıyorsanız, bir süre sonra, dikkatli olmazsanız gösteriş yapmaya başlıyorsunuz. Ve sonunda da iyi olmaktan çıkıyor yaptığınız.
Sayfa 121·Kitabı okudu
Reklam