Yetiştiği yer şekillendirir insanı. Yediği ekmek, içtiği su, toprağı, taşı...
Ama sadece bunlar mıdır insana şekil veren? Aynı topraksa sahi üstüne bastıkları, aynı çakırdikeniyse bacaklarını çizen; Dikenlidüzü insanın kaçının yüreği İnce Memed gibi kor kor yanar? Yahut şöyle mi sormak gerekir "Yüreği kor kor yanan kaç Dikenlidüzü insanı, İnce Memed gibi kendisine dayatılan düzene hayatı pahasına karşı gelir?"
Babasını çok küçükken kaybetmişti İnce Memed bir gariban anası vardı bir de tek göz evleri. Tüm köy halkı gibi Abdi Ağa'nın zulmü altında yaşardı onlar da.
Gavur Abdi, 5 köyün ağası ve her şeyin sahibi. Dünyadan izole yaşayan Dikenlidüzü insanının kanun koyucusu. Köylünün kendi emeğiyle kazandığının üstüne çökerdi, çökerdi de hiç mi içine işlemezdi köylünün? İşlerdi tabi ya! Ama elden ne gelir? Öyle gelmiş öyle de geçer. Abdi Ağa'nın öncesine hatta onun da öncesine dayanırdı ezilmişlikleri.
İşte İnce Memed'in de içine işlerdi Abdi Ağa'nın yaptıkları. Zulmüne öylesine doldu ki daha küçücük bir çocukken anasını,toprağını her şeyini ardında bırakarak başka bir köye kaçtı.
Gavur Abdiler olduğu kadar Süleyman Emmiler de vardır dünyada. İşte böyle korunmasız küçücük bir çocuğa, sorgusuz sualsiz evini,yuvasını, yüreğini açtı Süleyman Emmi.
İnce Memed, kendisini kurtarmıştır kurtarmasına ama gariban anası hiç çıkmaz aklından. Gün geçtikçe daha da içine kapanan Memed sonunda köyüne, Değirmenoluk'a geri döner. Dönüşüyle beraber Abdi Ağa'nın zulmü daha da şiddetlenir. Öyle ya küçücük, çelimsiz bir çocuğun kendisine karşı koyması ,alıp başını gitmesi gururunu zedeler. İşte tüm bu zulme, haksızlığa karşın yerleşir o ince pırıltı İnce Memed'in gözlerine. Şöyle betimler yazar bu ışığı:
"Bütün canı, hayatiyeti, kini, sevgisi, korkusu, gücü, kocaman gözlerine