Gâilevî adında bir alim,onlara gök kubbenin değil de aslında dünyanın döndüğünü söyleyip kafalarını alt üst edince zavallıya çektirmediklerini bırakmamışlardı.
Galile'nin 1633'teki davası son derece karmaşık bir meseledir. Anlaşılabilmesi için; felsefe-teoloji ilişkileri, Kilise'nin yasal saydığı şeylerin nitelik ve sınırları, Protestanlık olgusuna Kilise'nin üst düzey yöneticileri arasındaki farklı yaklaşımlar, Otuz Yıl Savaşı'nın nedenleriyle gelişme süreci, Toskana'daki sosyal tabakataşma ile Medici ailesinin rolü, Galile'nin hedefleri, astronomi biliminin Avrupa'nın diğer ülkelerindeki durumu gibi parametrelerin titizce araştırılması gerekir. Galile davası konusunda çok sayıda kitapla makale yazılmıştır. Ancak bizi bu olgunun farklı yorumlarından çok, araştırmacıların bu farklı yorumlara vanrken kullandıklan belgeler ilgilendirir.
Dilimizde ifadesi bulunmayan mefhumlardan biri de: obskürantizm. Tarihin bütün cinayetlerini yüklenebilecek kadar habis ve lanetli bir kelime.Sokrat'ı zehirleyenler, Aristo'yu ülke dışına kovanlar, Galile'yi mahkûm edenler bu illete yakalanmışlardı. Obskürantizm nura düşmanlıktır. Hakikatin her tecellisini yadırgamak, her inancı susturmak ayırıcı vasıflarıdır bu habasetin. İslamın tanımadığı bir illet diye seviniyordum. Ama kuşkulandım birdenbire. Hallac'ı taşlayan, İhvan-ı Safa risalelerini toplatan, İmam-ı Azam'ı zindana atan kafayla, bir engizitör keşişinin kafası birbirinden çok mu farklıydı? Demek ki obskürantizm denilen bela ne bir kavmin inhisarındaydı, ne bir çağın. Binbir biçime bürünen bu hastalık daha çok ayak takımından kimseler arasında yayılıyordu. Her ülkede başka bir adı, başka bir gerekçesi vardı. İslâmiyette tek kelimeyle karşılanabilirdi: Taassup.
İdeolojik yaklaşımlarımıza dayandırarak çeşitli mitler kurgulamak hiç de zor degil. Genelde, Arşimet gibi dahilerin bütün sorunlarımıza birer yanıt verebilmelerini istiyoruz. Galile gibi kahramanların, en zor koşullarda bile geri adım atmamalarını, geçmişle baglarını dramatik bir hareketle koparmalarını istiyoruz. Newton benzeri dahilerin; her gün karşılaştıgımız halde, gönderdikleri derin mesajlan biz olagan insanların fark edemedigi gündelik olaylardan esinlenmelerini istiyoruz.
Sen varken kötü diye bir şey bilmiyorduk,
Mutsuzluklar, bu karalar yaşamada yoktu.
Sensiz karanlığın çizgisine koymuşlar umudu,
Sen gel bizi yeni vakitlere çıkar.
Vaftizci Yahya'nın Antipas tarafından ele geçirildiğini ve Makerous kalesine hapse atıldığını öğrendi. Bu kehanetten korkmak şöyle dursun, bunu zamanın olgunlaştığının ve harekete geçmesi gerektiğinin bir işareti olarak gördü. Bu nedenle Essenilere Galile'de "göklerin krallığının müjdesini" vaaz edeceğini duyurdu. Bu şu anlama geliyordu: Büyük gizemleri halkın ulaşabileceği bir yere koymak, inisiyelerin öğretisini onlara tercüme etmek.