6/10
·104 syf.··
2026 775. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 10 Mayıs 2026 23:39
*Atık** kötü değil ama tam anlamıyla çarpıcı da değil. Hani bazı kitaplar vardır, okurken altını çizdiğin cümlelerden çok düşünme biçimini dönüştürür; bu kitap benim için o seviyeye ulaşamadı. Yine de tamamen başarısız olduğunu söylemek haksızlık olur. Özellikle modern dünyanın görünmez artıklarını — yalnızca fiziksel çöpleri değil, tüketim kültürünün zihinsel ve etik kalıntılarını — tartışma biçiminde dikkate değer bir taraf var. Ama dürüst olayım, kitap zaman zaman kendi fikrinin etrafında dönüp duruyor hissi veriyor. İlk bölümlerde ortaya attığı temel mesele oldukça güçlü aslında. İnsanlığın “atık” ile ilişkisinin yalnızca çevresel değil, ontolojik ve kültürel bir mesele olduğunu söylemesi ilgi çekici. Fakat ilerledikçe bu düşünceyi sürekli farklı örneklerle yeniden dolaştırıyor. Bir noktadan sonra yeni bir kavrayış kazandırmaktan çok aynı düşünceyi daha akademik bir dille tekrar ettiğini hissettim. Belki de bu yüzden kitabı okurken aklıma sık sık serinin diğer kitapları olan Cam ve Silence Sessizlik geldi. Çünkü o iki kitapta, ele aldıkları metaforun düşünsel derinliği daha yoğun hissediliyordu. Garrison, “cam” üzerinden kırılganlık, şeffaflık ve modern yaşamın steril yüzeyi hakkında çok daha katmanlı bir düşünce kuruyordu. Biguenet ise sessizliği yalnızca bir yokluk değil, toplumsal ve psikolojik bir deneyim olarak ele alırken daha edebi ve sarsıcı bir anlatı dili yakalıyordu. Atık ise bu iki kitaba kıyasla bana daha dağınık geldi. Fikri güçlü ama edebi yoğunluğu daha zayıf. Özellikle bazı bölümlerde akademik referansların anlatının önüne geçtiğini düşündüm. Sanki yazar bazen düşünceyi derinleştirmek yerine onu teorik isimlerle destekleyerek ağırlık kazandırmaya çalışıyor. Bu durum kitabı tamamen başarısız yapmıyor elbette; ancak okuma deneyimini daha
AtıkBrian Thill · İthaki Yayınları · 20215 okunma
10/10
·256 syf.··
Beğendi
·
2026 19. kitabı
·
34 saatte okudu
·
Okunma: 21 Nisan 2026 07:24
Sylvia Plath: (1932- 1963) Amerikalı Eser Yayın yılı: 1963 • Modern edebiyatın en önemli şair ve yazarlarından biridir. • Özellikle içsel bunalım, kimlik arayışı, depresyon gibi temaları çok güçlü ve samimi şekilde işler. • “İtirafçı şairlik” (confessional poetry) akımının önde gelen ismidir. • Kendi yaşamındaki ruhsal çöküşler, eserlerine doğrudan yansımıştır. Esther, bir derginin düzenlediği yarışmayı kazanıyor ve bu sayede New York’ta bir süreliğine lüks bir otelde, diğer başarılı genç kızlarla birlikte misafir ediliyor. Yani bu bir tatil değil; daha çok: “başarılı genç kadınlar programı” gibi bir deneyim, dergiyle ilgili etkinliklere katılma, sosyalleşme, şehir hayatını tanıma. Ama işin derin tarafı şu: Dışarıdan bakınca bu durum çok parlak ve “hayal gibi” görünse de, Esther içeride boşluk, yabancılaşma ve yönsüzlük hissediyor. Otel aslında sembolik olarak: geçiciliği, köksüzlüğü, gerçek hayata ait olmama” hissini temsil ediyor. Onca ödül almasına, başarısına rapmen kendini yetersiz hisediyor Yani otelde kalmasının sebebi ödül kazanması; ama edebi olarak bu, onun içsel kopuşunun sahnesi olmuştur Onun durumu daha çok derin bir psikolojik çöküş — yani bugün bildiğimiz adıyla ağır bir Depresyon. Esther’in yaşadığı şey, anlam bulamamak değil sadece. • Hiçbir şeyden zevk alamıyor • Geleceği hayal edemiyor • Kendini boş ve değersiz hissediyor • Zihni daralıyor, seçenek göremiyor Romanın temelinde şu düşünce var: Toplumun beklentileri ile bireyin iç dünyası arasındaki çatışma insanı ruhsal olarak parçalayabilir. Biraz açarsak: • İnsan, dışarıdan “başarılı ve mutlu” görünse bile içinde büyük bir boşluk yaşayabilir. • Özellikle kadınlara biçilen roller (iyi eş, başarılı kariyer vs.) bireyin kimliğini sıkıştırabilir. • Depresyon, sadece bir üzüntü değil;
Sırça FanusSylvia Plath · Kırmızı Kedi Yayınevi · 201917,2bin okunma
Reklam
9/10
·273 syf.··
Beğendi
·
2026 9. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 18 Mart 2026 02:09
Gerçekliğin sınırlarını kadınların hayal gücüyle aşmaya hazır mısınız? Gezegenin Etrafındaki Kadınlar, 15 farklı kadın yazarın kalemiyle bizi lunaparkların gizemli kapılarından geçirip teknolojinin soğuk ama düşündürücü labirentlerine bırakıyor. Antoloji, modanın acımasızlığını yansıtan hologramlardan, toplumun kıyısına itilmiş kadınların görünmez direnişine uzanıyor. 1. Opalesans / Selin Arapkirli Hemzendiyar adında baskıcı, kadını ikinci sınıf sayan bir ülkede yaşayan Ayla, kaybolan kocasını ararken içinde yaşadıkları düzenin nasıl yalanlar üzerine kurulu olduğunu keşfeder. Selin Arapkirli, mürekkepbalığı genetiği ile insan derisini birleştirdiği bu distopyada, kadının kamusal alandaki "yokluğunu" ironik bir "görünmezlik gücüyle" tersyüz ediyor. Kadının sesinin ve varlığının sistem tarafından silinmesine karşı, sarsıcı bir direniş… Peki Ayla, diğer Hemzendiyarlı kadınları uyandırabilecek mi? 2. Yapay Zekâ Manifestosu / Zeynep Okçu Duyguların birer lüks sayıldığı, empatinin ise çoktan tarihe karıştığı karanlık bir gelecekte, yazılımcı Bahar, “Empatix” adında bir proje geliştirir. Ne var ki proje yarım kalır. Peki, empatinin yitirildiği bir gelecekte, yapay zekâ, insani duyguları restore edebilir mi? Birçok öyküde yapay zekâ duygusuzluğuyla felaket getirirken, bu öyküde tam tersi, teknoloji umut veriyor. 3. Uzay Bunalımı / E. Nihan Acar Zamansızlık ve anlamsızlık içindeki varoluş sancısından hiçbir evren kurtaramaz ana karakteri. Simülasyon teorisi ile harmanlanan öyküde, ana karakterin, sistemin dayattığı sahte gerçekliğe duyduğu inançsızlık hiçbir senaryoya rağmen geçmez. Zamanın bir oyun alanına dönüştüğü bu öykü, modern yabancılaşmaya zarif bir eleştiri getiriyor. 4. Modelist / Melisa Parlak "Daha şık giyinmelisin" baskısıyla başlayan bu teknolojik distopya,
Gezegenin Etrafındaki KadınlarKolektif · Kitap Cumhuriyeti · 20245 okunma
9/10
·72 syf.··
Beğendi
·
2026 15. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 15 Şubat 2026 15:33
Selamlar size corona zamanından bir selam cakmaya geldim...Bu kitabı pandemi sonrası okumak biraz tuhaf bir deneyim oldu benim için çünkü sürekli onunla bağdaştırdım . Hani bazı filmleri uçakta izlemek iyi fikir değildir ya, bu da biraz öyle. Nryse kitaba geceyim uzatmadan .. Kitapta medeniyetin bilimin en güzel çağlarında çıkan “Kızıl Veba” insanları dakikalar içinde öldürüyor ve medeniyet hop diye kapanıyor..Üniversiteler, bankalar, yasalar, hatta kibarlık bile gidiyor. Pandemide biz de kısa bir süreliğine o kırılganlığı gördük. Raflarda makarna ve un kalmayınca aslında medeniyetin ne kadar “ince ayar” bir sistem olduğunu fark etmiştik. Jack London bunu 1912’de yazmış. Biraz insanın gururu kırılıyor..:) Kitabın en çarpıcı yanı, yaşlı adamın torunlarına geçmişi anlatması. O geçmiş ki gökdelenler, bilim, sanat, büyük şehirler… Ama çocuklar için hepsi masal gibi.. Bu kısım insanın içini burkuyor. Çünkü salgın sadece insanları öldürmüyor; hafızayı da siliyor. Kültür gidiyor, kelimeler gidiyor, hatta “medeniyet” kelimesi bile anlamını kaybediyor. Pandemi döneminde sevdiklerimi kaybetme korkusu yaşamış biri olarak bu sahneler biraz fazla gerçek geldi. Bir neslin bilgisi, bir anda yok olabilir mi? Cevap rahatsız edici biçimde..Evet. Jack London çok naif değil. İnsanlığın “aslında özünde iyi olduğu” fikrine fazla kapılmıyor. Güçlü olanın hayatta kaldığı, zayıfın ezildiği bir dünya çiziyor.. Pandemide maske takma tartışmalarını, bir kişi hastalanınca vebalı gibi davrandığımız, evlerin karantina altına alınması markette birbirine giren insanları hatırlayınca… London’a kızamıyorsun abarttın diye ..Biraz “haklı galiba ya” diyorsun. Ama işin ironik yanı şu: Biz hâlâ aynıyız. Salgın geçiyor, biraz ders alıyoruz, sonra unutuyoruz. İnsanlığın yazılım güncellemesi hep
Kızıl VebaJack London · Türkiye İş Bankası kültür Yayınları · 202447,7bin okunma
Bir Kitap Sohbeti - 5
Puan vermedi·176 syf.··
2026 19. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 26 Ocak 2026 15:13
Görünmeye çalışarak iç derinliğinden mahrum kalmak yerine Derdi; Görerek ruhunu doyurmak olan Berceste ile okumuş olduğumuz Gabriel Garcia Marquez 'in Aşk ve Öbür Cinler kitabının söyleşisini siz değerli okurların ilgisine sunuyoruz. Galeyan : Hocam Marquez’i nasıl tanımlarsınızdan başlayalım dilerseniz. Berceste : Gabriel Garcia Marquez kitap deryasındaki büyük balıklardan. Galeyan : Açıkçası deryadaki büyük balığı ben ilk defa okudum sizin vesilenizle, o yüzden ben size sorayım, onu sizin nezdinizde büyük balık yapan nedir? Berceste : Büyük balık yapan en büyük neden büyülü gerçekliği kendi iklimine uydurması. Gabriel Garcia Marquez okumak bir kitap okumaktan çok bir coğrafyanın iklimine girmek gibi, Dağlık sisli arazisini kendi topografyasında oluşturuyor. Onun arazisine adım attığınızda ona kendinizi bırakmanız gerekir. Kelimeleri kılavuz olur. Zamanı lineer bir akışta işlemez coğrafyasının zamanı hafızadır. Galeyan : Her kavrama kendi ruhunu üfleyebilen seçkin yazarlardan diyebilir miyiz o zaman? Berceste: Elbette Kendinizi Gabo’ya bırakırsanız kendi ikliminin ruhunu yaşatır hocam. Keyifle kitabını elinize alırsınız, okuduğum 17. Kitabı fakat bittikçe okuduklarım da var. Sizin Gabo’yla ilk intibanız nasıldı? Galeyan : Ben geç kalınmış bir tanışma olarak görüyorum kendi adıma, akarken boğmayan güzelleme peşinde koşmadan gerçeğin büyüsünü sunan adamı okumaya devam edeceğim. Berceste: Her kavramın insanda bulduğu olguyu büyülü olarak ele alması çok farklı bir olağanüstü anlatım gerektiriyor. Gabo bunu çok özel bir üslupla başarıyor. Sıradan bir olayın içindeki işleyiş insandaki yansımasını aktarmayı çok güçlü başarıyor. Sierva Maria’da olan da buna benzer bir olayla başlıyor Galeyan : Sıradanlığın kaybettirdiği şeyler çok sıradan olmuyor çoğu zaman, Maria sıradan doğdu sıradışı yaşadı
Aşk ve Öbür CinlerGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202510,1bin okunma
7/10
·144 syf.··
Beğendi
·
2026 4. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 16 Ocak 2026 16:08
Yaban Kazı, Mori Ōgai’nin en sessiz ama en derin romanlarından biridir. İlk bakışta küçük insanların hayatına odaklanan sade bir hikâye gibi görünür; fakat ilerledikçe, bireyin toplum karşısındaki çaresizliğini, bastırılmış arzuların yarattığı iç çatışmaları ve modernleşme sürecindeki Japonya’nın ruhsal sancılarını derinlemesine anlatan bir metne dönüşür. Roman, dramatik olaylarla değil, kaçırılmış ihtimallerle ve söylenememiş cümlelerle ilerler. Yaban Kazı, O-Tama’nın hayatını belirleyen talihsiz seçimlerle başlar. O-Tama yoksul bir aileden gelir ve babasının borçları yüzünden çaresiz bir duruma düşer. Bu borç yükü onu toplumun gri alanlarına iter. İlk kırılma noktası, onun ilk kocasıdır, adam polistir ama başka şehirde karısı vardır. Yani sahte bir evlilik yapmıştir haberi olmadan. Bu ilk deneyim, onun erkeklere ve hayata karşı güvenini derinden sarsar. O-Tama’nın hayatındaki asıl dönüm noktası, Suezo ile tanışmasıdır. Suezo, Yaban Kazı’nda parası olan ama toplum içinde saygınlığı olmayan bir tefecidir. Dışarıdan bakıldığında güçlü görünür; çünkü parasıyla insanları kendine bağlayabilir. Ne zarif ne de ahlaklıdır; fakat parası vardır ve bu, dönemin Japon toplumunda büyük bir güçtür. O-Tama’yı metresi yapar, ona bir ev tutar ve maddi güvence sağlar. Ancak bu güvence, O-Tama için özgürlük değil bağımlılık anlamına gelir. Suezo O-Tama'nin güzelligine vurgundur, onun için metresinin evi kendi evinden 'çirkin ve çirkef' karisindan kaçmak için vardır. O-Tama ise ilk evliliğin vermiş olduğu güçsüzlük ve dedikodulardan dolayı tefeci Suezo ile tanışır. Babasını rahat ettirmek için metresliği kabul eder Suezo onu bir eve yerleştirir. O-Tama artık maddi sıkıntı çekmez; ancak bu “rahatlık”, özgürlük getirmez. Suezo’nun sağladığı güvenlik, aynı zamanda bir kafestir. O-Tama’nın
Yaban KazıOgai Mori · İthaki Yayınları · 20234,278 okunma
Reklam
Reklam