Telefon melefon yok
7/10
·128 syf.··
2026 34. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 18:46
Çocukların ellerine telefonun yapışmasından şikâyet eden ebeveynler, bir gün büyük dedenin doğum gününü kutlamak için onun evine giderler. Dede, pastayı üflerken “Yapışsın ellerine telefonlar.” der ve gerçekten de yapışır. Bütün aile, akrabalar ve herkes bu kuzenlerin ellerindeki telefonları nasıl çıkaracaklarını düşünürler. Hastaneye giderler, türlü türlü şeyler denerler. Bu sırada da telefonlarına bakmaya korkarlar; çünkü diğer ellerine de yapışacağından korkarlar. Çocuklar bu sırada kitapların ne kadar değerli olduğunu, birbirleriyle sohbet etmenin ve navigasyonsuz bir yer aramanın önemini hatırlarlar. Çünkü etrafa bakmazlar; ellerinde sürekli telefon vardır. Bu navigasyonlu olma durumunda, dedeleri kaybolduğunda bunun farkına varırlar. İşin komik yanı, dede ve bebek asla kaybolmamıştır; balkonda uyuyakalmışlardır. Orası çok komikti. Daha sonra, dedenin dilekleri gerçekleşiyor diye tekrar doğum günü kutlamaya otururlar. Telefonlar ellerinden düşsün diye dilek diletirler ve gerçekten de telefonlar ellerinden düşer. Meğerse dedeleri telefonların altına çam sakızı sürmüştür. “Telefonlar da zaten bugün düşecekti.” dedi dedeleri. Bundan ders alan kuzenler, artık telefonu daha gerekli zamanlarda, ellerine yapışacak şekilde kullanmaya özen gösterirler. İçinde ders barındıran bir kitaptı, çok sevdim.
Telefon Melefon Yok!Şermin Yaşar · Kronik Kitap · 20251,653 okunma
Puan vermedi·128 syf.··
2026 35. kitabı
Herkese merhaba. Baştan uyarayım bu açıklama spoiler içeriyor. Şermin Yaşar’ın üslubunu ve genel itibarıyla yazdığı kitapları çok beğenerek keyifle okuyorum ancak “Telefon Melefon Yok!” kitabı bana bir “Lo” ya da “Dedemin Bakkalı” kadar keyif vermedi. Aslında alt metin yine çok güzeldi ta ki kitabın sonuna -yani çatışma çözülene- kadar. Biraz gerçeklikten uzak bitirilmiş. Çocuklar, dedelerinin dilekleri sonucunda telefonun ellerine yapıştığını düşünürken -Farkındayım, burada da hurafe çürütmesi yapılmış.- meğer dede, çaktırmadan çam sakızı sürmüş de öyle yapışmış o telefon onların eline! Yani şimdi bu olacak iş mi!? Lütfen, bana bu bir kurgu demeyin! Diğer okuduğum(uz) kitaplar da kurgu ancak neden onlarda böyle bir rahatsızlık hissetmedim. Ya eline bir şeyin temas ettiğini hiç mi hissetmedi bu çocuklar? Ayrıca “çam sakızı” donan ve bekledikçe temas ettiği yüzeyden çıkarılması daha da zor olan bir maddeymiş. Kitapta nasıl verilmiş peki?.. ”Çok sürmüştüm çam sakızını. O yüzden daha kuvvetli yapıştı. Hiçbir şey yapmasaydınız da zaten bugün çıkacaktı elinizden.” Yok aslında çok sürülüp bekleyince donup daha da zor çıkması gerekiyor. Sonuç olarak final bana göre iyi bağlanmamış. Önümüzdeki kitaplara bakalım, sizler de kitapla kalın. Şermin Yaşar Telefon Melefon Yok!
Telefon Melefon Yok!Şermin Yaşar · Kronik Kitap · 20251,653 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Puan vermedi
Muzaffer izgü ve kahramanları Kuzguna yavrusu zümrütüanka görünürmüş Muzaffer izgü İnsanları öyküleri ile güldüren değerli kitap ve kalem ehli yazarlarımızdan olan Muzaffer izgü aynı zamanda iyi bir öğretmen ve usta bir hiciv ustasıdır yazarın eserleri defalarca yeşil çam ekranına taşınmıştır en ünlü filmi aynı zamanda Kemal Sunalın oynadığı öğretmen adlı filmdir bu filmde yazar köyden kente göçü bir insanın şehirde nasıl kaybolduğunu o kemal sunalın eşsiz sanatkârlığı ile ekranlara taşır her evladın annesi için bir zümrüdü anka kuşu olduğunu söyleyen yazar belkide en büyük hatamızın bu olduğunu ifade eder bir annenin evladı kuzgun olsa o zümrüdü anka kuşuna benzetilebillirmi Hz Muhammed efendimiz kızım fatma hırsız olsa onun elini keserim buyurur ve yine her çocuğun islam fıtratı ile doğduğunu bu ahlâkın ise yine aile sayesinde korunduğunu ifade eder efendimiz SAV Perişanım,berbatım,halim duman diyen Muzaffer izgü hikayelerinde perişanlığı berbatlığı anlatır ve biz onun hikâyelerinde ağlanacak perişanlığımıza berbat halimize güler geçeriz eserleri ve yazım tarzı Aziz Nesine benzetilen yazar birbirine rakip olarak görüldükleri için Aziz Nesin tarafından pek sevilmez Muzaffer izgünün öykülerinin kahramanları içimizdendir kimi zaman işportacı kimi zaman simitçi Muzaffer izgü lüp lüp makinası biz yazarların resimleri, öyle artist resimi gibi gün aşırı gazetelerde boy göstermez. Yalnız, büyük bir başarı kazandığımız, ya da öldüğümüz zaman basarlar resimleri İşte, bu da bizim için ayrı bir övünç. Lüp Lüp Makinesi Ayşe Karakuş Ayşe Karakuş Lüp lüp makinası öykü severler tarafından okunması gereken kitaplardan biri her gün karşılaştığımız yok olan insanların o trajik ve dram dolu hayatları büyük bir gülmece ustalığı ile siz okurları bekliyor yazar hayatlarının kimsenin
1000Kitap
Lüp Lüp MakinesiMuzaffer İzgü · Bilgi Yayınevi · 2000161 okunma
9/10
·136 syf.··
2026 66. kitabı
·
3 saatte okudu
·
Okunma: 26 Nisan 2026 12:13
Bu kitap... beni bayağı bir sarstı, hala üzerine düşünüyorum ama yazmadan da duramadım. (İncelemem ucundan azıcık spoiler içeriyor, uyarıyorum…) Hikaye aslında tek cümleyle özetlenebilir: Yoksul bir delikanlı (Gu) tefeciler tarafından sokakta dövülerek öldürülüyor, sevgilisi (Dam) onun cesedini eve taşıyor ve… işte burada uyarmam gerek. Kitabı en iyi açıklayan cümle bence şu: "Eğer sen benden önce ölürsen, seni yerim. Sensiz yaşayabilmemin tek yolu bu." Evet, doğru okudun. Bu bir kanibalizm romanı. Ama garip bir şekilde, çok şiirsel, çok minimalist, çok acılı bir kitap. Hatta şiirsel olduğu için daha rahatsız edici diyebilirim. (Kanibalizmi nasıl şiirsel görebilirsin demeyin, okuyana kadar ben de bunu düşünmemiştim...) Roman iki sesle ilerliyor: Dam'ın yaşayan sesi ve Gu'nun ölümünden sonra "öteki taraftan" konuşan sesi. Sayfaların köşesinde minik geometrik simgeler var (○ ve ●), hangisinin konuştuğunu bunlardan anlıyorsun. Bu detay bile bende "ne kadar düşünülmüş bir kitap ya" hissi yarattı. Karakterler de çok etkileyici. Dam ve Gu, ilkokul birinci sınıftan beri aynı sınıftalar. İkisi de bir nevi ailesiz büyümüş, ikisi de Kore'nin en alt tabakasından. Gu'nun ailesi onu kefil yaparak ortadan kayboluyor; çocuk kendine ait olmayan bir borçla büyüyor, fabrikalardan tefecilere sürükleniyor. Yani aslında onu öldüren tefeciler değil, sistemin kendisi. Burada şunu söylemem gerek: Açlık ilk bakışta bir "ölüm sonrası şok romanı" gibi gelse de aslında garip bir şekilde bir aşk romanı. Yas romanı, sınıf romanı, hatta bir varoluş romanı… ama hepsinin merkezinde bir aşk var. Dam ve Gu'nun ilişkisi o klişe romantik aşk değil; iki yapayalnız çocuğun birbirini "var etme" çabası. Dam'ın yeme arzusu da oradan geliyor. Onu kaybetmemek, içinde tutmak, yokluğa direnmek. Bu sistemde
AçlıkChoi Jin-young · İthaki Yayınları · 2026444 okunma
9/10
·168 syf.··
2026 19. kitabı
Merhaba arkadaşlar sizlere güzel bir kitap yorumuyla geldim. . . Kahramanımız Nuray'ın yaralarına eşlik ediyoruz. Bir tramva çocukluktan başlıyor ve sonra bütün hayatı o tramvanın etkisi altında oluşuyor. Kitap o karmaşanın sıkışıklığı bir kadının çaresizliğini ayakta kalma mücadelesini anlatıyor. Bunca şeyi yaşayan Nuray'ın bir tarafı tüm cam kırıklıklarına rağmen iyi şeyler aramaya çalışıyordu. Nuray ne tamamen kusursuz nede tamamen kusurlu belkide bizi biz yapan aldığımız o yaralara rağmen ayağa kalkmak zorunda olmamızdır. Nuray ne eski eşi Rıza ile vardı nede ondan sonra. Biz kadınlar ne yaşarsak yaşayalım güçlüyüz belkide böyle görünmek zorundayız. Onca acılarımız yaralarımıza rağmen ayağa kalkan birsey yokmuş gibi davranan güçlü kadınlarız. Karakterimizin adı Nuray ama bu karakter aslında hepimiz adına yazilan bir kitap. Kitabı okurken Nuraya çoğu yerde kızdım hak vermedim mantıklı bulmadım ama hayat malesef ki mantığı geride bıraktırıyor bize. Hayata tutunmaya çalışan güçlü bir kadının hikayesini okuduk. Bu kitabı bir sinemada yada dizi filminde görsek ne güzel olur.
KancıkEzgi Çataltepe · Dorlion Yayınları · 202116 okunma
9/10
·200 syf.··
Beğendi
·
2020 48. kitabı
·
26 saatte okudu
·
Okunma: 17 Ağustos 2020 05:18
Dedemin Bakkalı bildiğin mahalle kokuyor. Tozlu raf, veresiye defteri, cam kavanozda renkli şeker… Ama öyle nostalji kasan yapay bir şey değil. İçten. Sıcak. Bildiğin, özlediğin çocukluğun... Kadının kalemi ayrı bir samimi. Okurken kitap okuyorum demiyorsun da sanki mutfakta oturmuş, biri sana çocukluğunu anlatıyor gibi hissediyorsun. O bakkal… küçük ama dünyadan büyük. Çünkü mesele dükkân değil aslında. Mesele dedeyle torun arasındaki bağ. O eski usul adamlar vardır ya; az konuşur ama bakışı yeter. İşte öyle bir dede. Sevgisini gel sarılayım diye değil, al şu sakızı da cebine koy diye gösterenlerden. Kitap çocuk gözünden anlatılıyor ama tokat gibi gerçekler var içinde. Yoksulluk var ama gururlu. Mahalle kültürü var; herkes birbirini tanıyor, herkesin derdi ortak. Veresiye defterine sadece borç yazılmıyor, hayat yazılıyor resmen. Çocukluk dediğin şey aslında bir mekâna bağlı değil, bir insana bağlı. O insan gidince çocukluk da yavaş yavaş kapanıyor. İşte kitap tam buradan yakıyor insanı. Ama öyle ağlata ağlata değil. İnce ince. Boğazında düğüm, yüzünde yarım tebessüm. Biz ne ara büyüdük be? dedirten cinsten.. Okuyunca insanın içi yumuşuyor. Bir dedesi olan şükrediyor, olmayanın içi burkuluyor. Ve en fenası şu: Hepimizin bir bakkalı vardı. Çoğumuz fark etmeden kapattık kepengini..
1000Kitap
Dedemin BakkalıŞermin Yaşar · Taze Kitap · 201812,9bin okunma