Geçmişi düşündüğümde bazen üzülüyorum, bazen de içimi bir huzur kaplıyor. Ailemdeki herkesi ben defnettim, toprağa kendi ellerimle gömdüm. Elden ayaktan düştüğümde, geride tasalanacağım kimsem yok. Nasıl öleceğimi de düşündüm; sakin ve sessiz. Beni kimin gömeceği konusunda endişelenmeme de gerek yok, eminim ki köylüler gömerler.
Analar, bir deri bir kemik analar, kucaklarında açlıktan ölen yavrularına kana kana gözyaşı bile dökemezler. Peygamberler mi, hacılar hocalar mı, öyle demiş: Allah verdi, Allah aldı. Kul ne ki Allah’ın iradesi karşısında? Ondan daha mı iyi bilecekler? Hikmetinden sual edilir mi? Yarın onlar ellerinde bakraç bakraç Cennet-i âlâ suları, analarını Cennet kapılarında bekleyecekler. Analar kucaklarında ölü ölüveren yavrularına ağlamamalı, sevinmelidirler. Bu yalan dünyada yaşayıp da günahların çeşitleriyle kirleneceklerine, henüz günah çağına varmadan ölerek cennete uçmuşlardır kuş gibi. Allah’ın sevgili kullarıdırlar onlar!
Erkekler de kadınları gibi bir deri bir kemik tirler. Değdiği yeri köz gibi yakan güneşin altında aç, terli ama sabırla bekleşirler. Irgatbaşılar ırgat pazarının mutlak hâkimleridirler. Rızkların sahibi! Şöyle bir görünüveren bir ırgatbaşının çevresi hemencik umutla alınıverir. Ağzından çıkacak her söz kerametmiçesine dinlenir.
İnsanlar aç ama umutsuz değillerdir!
Kadınlar bilirler ki erkekleri er geç gelecektir. Göz bebeklerinde “Ekmek”in müjdesi, gelecektir erkekleri.
Günler geçer, sonra haftalar. Yaşlılarla aç çocuklar ölür. Yağmurla güneşin acıması yoktur. Çukurlarına gömülü gözleriyle kadınlar, çocuklarının feryadı ve ölüm acısına kanıksamış kadınlar çok az konuşarak beklerler.