Genellikle hikaye kitaplarıyla tanıdığımız Şermin Yaşar'ın ilk romanı. Gün Olur Asra Bedel gibi, 1,5 günde yıllar, ömürler aktarılıyor. Yazarın ilk romanı olduğu için başlarda roman yazma tarzını tanımaya, anlamaya çalışıyorum. Hatta kendi adıma Ethem'ler, Ekrem'ler birbirine karışıyor. Bunun sebebini de sonlara yaklaşırken anlıyorum. Karakterler tanıdık, hepsi içimizden biri. Duygular, düşünceler de hep bizden sanki. Kitabı karakterlerin ağzından, zihninden okuyoruz. Zaman zaman boşluklar var gibi, belki bizim tamamlamız niyetiyle öyle yapılmış. Yarıdan itibaren daha sürükleyici buldum. Uzun süre merak ettirip o merakı bence bir çırpıda giderdiği, sonrasında romanın bittiği bir sır var. Buradan itibaren biraz devam ettirilebilirdi. Bir de sonradan Sevgi'yi merak ettim. O da bilerek eksik bırakılmış olabilir. Yaşlıların ölümü beklemesi güzel işlenmiş. Ayrıca iki yaralı insanın birbirine sahip çıkması ve aralarında yıllar sonra başlayan kıvılcım beni çok etkiledi. Ayrıca Sevgi demişken, Ekrem'e ne oldu?
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Kitabı bir ayrıntı dışında çok beğendim. Çizimleri falan çok iyi. Beğenmediğim şey de havai fişek fikriydi. Malum bir yandan görsel şölen sunarken, diğer yandan hayvanlara verdiği zarar sebebiyle havai fişeklere mesafeliyim.
Değişimin sancılarını hissettiğimiz her durumda kendimize insan olduğumuz gerçeğini hatırlatmamız gerekir. Bu bizi güçlendiren bir duruştur. Çünkü emek verilmiş bir değişim, kıymetini bildiğimiz ve içselleştirdiğimiz bir duruşa kapı aralar.