Taze sıkılmış portakal suyunun tadı. Bir incir. Gördüğün bir çiçek. Müzik sesi. Yere vuran bir ışık demeti. Kediler, köpekler, keçiler, kertenkeleler, yunuslar. Bunların hiçbirinin olmadığı bir gezegenden geldiğini düşünsene. Her şey nasıl da mucize gibi gelirdi. Karşımıza çıkan her şey bize nasıl da heyecan verirdi. Bir günbatımı resmine asla klişe gözüyle bakmazdık. Bağda bahçede yapılan sıradan bir yürüyüş ütopyaya dönüşürdü. Sıcak bir günde serin bir rüzgar estiğinde piyangoyu kazanmış gibi olurduk. Kuş şakımalarının her biri bize senfoni gibi gelirdi.
Toplumun öyle bir düzeni var ki, işçiler ne kadar çok çalışırsa tüccarlar ve toprak sahipleri o kadar çok para kazanır, onlarsa her zaman işçi hayvanlar olarak kalır.
Bu düzeni değiştirmek gerek…