Gara Keçi

Gara Keçi
@garakeci
İyi yazar iyi insan demek değildir. Tersi de geçerli.
34 okur puanı
Ocak 2022 tarihinde katıldı
Uyan artık uykudan uyan, uyan esirler dünyası…
4/10
·216 syf.··
2024 12. kitabı
Baştan söyleyeyim. Kurgu edebiyatta okuyucunun korkularına oynamak bana ucuz bir numara gibi geliyor. Daha önce ‘Radikal Şıkların Sayımı’ için de söylemiştim –orada da cahil halk kitlelerinin entelektüellere karşı nefreti ‘kitap okuyanlar’a yönelmiş bir öfke haline geliyor, ortaya çıkan şiddetin o kitabı okuyanlarda bir dehşet uyanması bekleniyordu. ‘Kıskançlık’ halk nezdinde elitizm-karşıtlığına, sonra da ‘hınç’ politikasına dönüyordu güya. Böyle anlatıyorum ama kitapta bunlar hiç de aleni değil. Belki de bu, kitabın aşırı yorumlanması; lakin okuma eylemi okuyucuda oluşan duygu ve düşüncelerden fazlasını da ifade etmiyor. O halde devam… Uyuyamayanlar da bu kolaycılıktan hareket ediyor. Düşünsenize bir gün uyuyamıyorsunuz, hiç kimse uyuyamıyor, her şey paramparça oluyor çünkü insan zihni yok oluyor: tüm toplumsal yaşamın sonu! Elbette öyle. İyi de o gün insanlar neden uyuyamamaya başladılar? Kabul ediyorum, kurgu bir durumu verili kabul edip üzerine inşa edebilir, nedeni meçhul bırakabilir, anlatacağı başka bir şeydir. Mesela Jose Saramago’nun ölmenin artık yürürlükten kaldırıldığı bir ülkeyi anlatan ‘Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş’ kitabında da bir salgın sonucu insanların ekseriyetinin artık görmez olduğu ‘Körlük’ kitabında da belli bir neden yoktur; ancak anlatacak bir derdi vardır bu kitapların. Uyuyamayanlar kitabının derdi ne? Bir söyleşisini okudum Adrian Barnes’in, gerçekliği sorgulamak gibi mühim bir derdi varmış, kendisi imsomniadan muzdarip bir kişiymiş ve hayatı boyunca gerçekliği sorgulamak zorunda kalmış. Ama olmamış, gerçekliği bu kitapta sorgulayamamış, ya da sorgulamak istediği hangi gerçeklikmiş ki? Bir kere kitabın orijinal ismi ‘Nod’. ‘Uyuyamayanlar’dan ziyade ‘Uyuklayanlar’ diye çevrilmeliydi. Uyuklamak normal bir hal, günlük yaşamda sıklıkla
UyuyamayanlarAdrian Barnes · April Yayıncılık · 2017527 okunma
Reklam
Kahrolsun Entelektüalizm!
6/10
·176 syf.··
2022 38. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 24 Nisan 2022 18:25
Gelin distopya nedir onda bir anlaşalım. Distopik bir kurgunun illa tasavvur ettiği toplum gelecekte değildir; geçmişte de olabilir, şimdi de olabilir, hatta zamandan azade de olabilir. Ama distopik bir kurgu öyle ya da böyle bir kötü’yü / kötülük’ü işaret eder. Bu kitapta entelektüellerin ayrımcılığa maruz kalması, kimi zaman imhası, aşağılanması kötü müdür? Kötü nedir’i şimdilik geçelim ve nihai sorumuzu şimdiden koyalım: bu kitap bir distopya mıdır? Kurguya dair çok açık vermeyeceğimi sanıyorum ama yine de uyarımı yapayım: bu inceleme eser miktarda spoiler içerebilir! Gelin entelektüel ne değildir onda bir anlaşalım. Çok kitap okuyan, bilgili ve de görgülü, iç görü sahibi, gerçeğin ayrımına yığınlardan daha fazla vardığını varsayan, oyu çobanın oyundan daha değerli olması gereken, Deleuze’un Anti-Oedipus’unu okumuş ve de hazmetmiş, Bach plaklarını toplayan, Fransız sanat sinemasını takip eden, Ulysses’tan Buddenbrooklar’dan ve Spinoza’dan alıntılar yapabilen, üst kültüre sahip olan kişilere bu kitap entelektüel diyor, oysa bu kişilere elit demek çok daha doğru olurdu. İlla bunlara entelektüel diyeceksek: entelektüalizmin imhası başlı başına kötü değildir! Gelin bu kitapta entelektüel kimdir onda bir anlaşalım. Evet çok kitap okuyorlar, öldürülen entelektüelin evinden tam 8567 tane kitap çıkıyor (vay be!); kendi küçük sosyetelerinde kendilerini hedef seçen hükümetin daha önce çingeneleri toplumdan bertaraf etmelerine ses etmezler hatta olumlarlar; o kadar bilgi ve mantık sahibidirler ki toplumda kendilerine yönelen nefreti anlamaz, bu kinin yönetime sirayet edeceğini ve aslında hiç de umursamadıkları iktidar şiddetinin kendilerine yöneleceğini öngöremezler. Ezcümle, bu entelektüellerin sadece kendilerine faydası olan bilgi ve zevkleri vardır, lakin topluma
Radikal Şıkların SayımıGiacomo Papi · Timaş Yayınları · 2020498 okunma
8/10
·208 syf.··
Beğendi
·
2022 12. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 05 Şubat 2022 02:30
Latin Amerika edebiyatının politik dozajından rahatsız olmak da nedir? Uzatmaya gerek yok, hayat da politiktir, edebiyat da! Propagandatif metinleri beğenmeyebilirsiniz eyvallah! Didaktif ton sizi rahatsız edebilir, edebiyat dediğin derdi güzel söyleme işidir de diyebilirsiniz. Bunlara da tamam ama edebiyatta politikanın yeri yok derseniz bu sizin apolitikliğinizdir ki bu da tam olarak politik bir tavırdır: görmüyorum ve inatla görmeyeceğim çünkü istemiyorum mızmızlığı… Latin Amerika deyince büyülü gerçekçilikten dem vurursunuz ama oradaki “büyülü” senin anladığın büyü değil arkadaş. Daha evvelki edebi formlarda işlenmeyen bir tarzda lafını söyleme becerisi o “büyü”, sandığın gibi suya sabuna dokunmayan ot, böcek, kuşlar güzellemesi değil. Yazar politik düşünü, düşünüşünü, eylemini metnine işleyebilir veya bundan imtina edebilir. E okur da bir zahmet kimi, kimin eserini okuduğunu bir zahmet önceden bakıversin. Mario BenedettiMario Benedetti okuyan birinin kitabı çok politik bulduğunu söylemesi en zarif ifadeyle densizliktir. Misal, Nazım Hikmet RanNazım Hikmet Ran okuyan bir kişinin onun komünistliğinden rahatsız olması da nedir yahu? Sizin istediğiniz gibi sevda şiirleri mi yazsın sadece –ki o şiirleri bile politiktir. Nazım’dan dem vuruşumun nedeni Benedetti’nin de bizim ülkede ilk şiirleri nedeniyle bilinmesi. Kırık Köşeli İlkbaharKırık Köşeli İlkbahar benim Benedetti’nin okuduğum ilk kitabı. Sonuna kadar “politik”! Hem de ilk anlaşılan tanımıyla. Siyasi bir mahkûm ve onun ailesi etrafında dönüyor metin. Öyle psikolojik çözümlemeleri güzeldi diyerek geçiştirilecek bir roman değil elimizdeki. Sapasağlam bir teoriye oturuyor: İktidarın ceza mekanizması. Bir iktidarın kendisine tehlikeli gördüğü birisinin özgürlüğünü belli bir süreliğine elinden alması değildir ceza. Hapiste geçen süre kişinin yaşam sürecine açılan bir parantez değildir. Çok daha
Kırık Köşeli İlkbaharMario Benedetti · Ayrıntı Yayınları · 2014109 okunma
5/10
·240 syf.··
2022 8. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 23 Ocak 2022 02:19
Kitapları bir beklentiyle okuyoruz, beklenti ya arka kapaktaki tanıtımından, ya bir incelemeden, eşten dosttan duyduklarımızdan, belki de kapaktaki görselden, bazen yayınevinin varsaydığımız kalitesinden, ya da biliyorsak, yazarın isminden. Kitap beklentimize cevap veriyorsa veya tam tersi bir şey yapıp bizi afallatıyorsa ‘beğeniyoruz’, bunları –mış gibi yapıyorsa beğenmiyoruz. O nedenle tüm incelemeler ve beğeniler pek tabii ki öznel. Ben bu kitabı beğenmedim. Neden? Kitabın arka sayfasındaki tanıtım yazısı yeterince spoiler içeriyor. Ben de üzerine biraz daha koyacağım. Okumayanlar, aman dikkat! Çöl ve TohumuÇöl ve Tohumu neyi nasıl neden anlattığı net olmayan bir kitap. İster istemez yazarın hayat hikayesine bakmak zorundasınız. Romandaki ana karakter yazarın kendisi. Anlatılanların hepsi olmuş. Jorge Barón BizaJorge Barón Biza’nın babası Arjantin’in para babalarından değişik bir karakter: Raul Baron Biza. Max StirnerMax Stirner gibi bireyci bir anarşizm ile Marquis de SadeMarquis de Sade gibi pornografik muhalefet arası bir şeyler karalamaya çalışan, vaktiyle bir film yıldızına aşık olup o ölünce anısına Arjantin’in ortasına saçma sapan bir obelisk diktiren, diktatörleri devirmeyi amaçlayan siyasi girişimleri finanse eden, faaliyetlerinden dolayı devletin oradan oraya sürdüğü, nispet olsun diye ona eziyet eden valinin kızını baştan çıkartıp onunla evlenen, ondan üç çocuk yapan, Eva PeronEva Peron ile işbirliği sayesinde eşinin kariyeri yükselişe geçerken kahroluşla kendinden geçen, alkolizme boğulan, en sonunda boşanma aşamasında son görüşmede eşinin yüzüne asit boca edip sonra intihar eden bir tip. Anne’nin hikayesi ya babayla ya da Peronist hareketteki yeri üzerinden anlatılmış. Dahası yok. Çocuklarıyla ilişkisi? Anneyle baba bu duruma nasıl geldi, öncesinde nasıllardı, sonrasında ne oldu (evet ikisi de intihar etti, anladık), bu çocukları
Çöl ve TohumuJorge Barón Biza · Jaguar Kitap · 2021192 okunma
9/10
·312 syf.··
Beğendi
·
2022 9. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 24 Ocak 2022 16:58
En son söyleyeceğimi baştan söyleyeyim. Keşke Carlo Levi’nin diğer kitapları da çevrilse. İsa Bu Köye Uğramadı çok farklı şekillerde okunabilecek bir kitap: roman, anı, antropolojik/sosyolojik gözlem veya politik tahlil. Bana göre bu kitabı en iyi tarifleyen şey tarihsel bir etnografik saha çalışması. Faşizmin Güney İtalya’ya sürdüğü bir doktorun, yani Levi’nin kendisinin, Basilicata’daki köy ve kasabalardaki günlerini çok iyi gözlemlerle anlatıyor. Başlamadan söylemeli, İtalya’nın bir “güney sorunu” var. Bu “güney” kavramsal olarak bizdeki “doğu”ya benziyor. Türkiye’deki doğu nasıl haritanın sadece sağ tarafını göstermiyorsa, İtalya’daki güney de sadece çizmenin tabanını göstermez. Geri kalmışlığın, yer yer yozluğun, sorun kaynağının ifadesidir buradaki doğu, oradaki güney. Benzeştiriyorum çünkü kaderleri gerçekten de benzerdir. İkisi de sürgün yeridir, ikisi de çözülmesi gereken bir meseledir. İsa’nın uğramadığı köyün adı Gagliano'dur. Bölge fakirlikten, Yaşar Kemal’in Çukurovasını aratmayan sıtmadan, bitmek bilmez yozlaşmışlıktan, umutsuzluktan ve de umursamazlıktan kırılan bir bölge. Levi’nin sürgün yaşamında köylüler arasında siyasi çalışma yapma gibi bir hedefi yoktur ama karşılaştıkları onu düşündürür, yazdırır, kendiyle hesaplaşır. Bir izin zamanı kuzeydeki memleketine gidip arkadaşlarına rastlayınca, onların konforlu yerlerinden güney hakkında atıp tutmalarına sinirlenir. Gel de benzetme! Buradaki “doğu sorunu” hakkında senelerce söylenen şeyleri düşünün. Hayır toprak sorunudur, hayır geri kalmışlık sorunudur, yarı-sömürgedir, Kürt sorunudur, güvenlik sorunudur, hayır terör sorunudur… “Doğu sorunu” yüzünden koca koca siyasi yapılarda bu yüzden ayrışmalar yaşanmış hatta çatışmalara neden olmuştur bu polemikler. İtalya’da da aynı şeyler konuşulur: güneyin
İsa Bu Köye UğramadıCarlo Levi · Aylak Adam Yayınları · 2021260 okunma
Reklam