En son söyleyeceğimi baştan söyleyeyim. Keşke Carlo Levi’nin diğer kitapları da çevrilse.
İsa Bu Köye Uğramadı çok farklı şekillerde okunabilecek bir kitap: roman, anı, antropolojik/sosyolojik gözlem veya politik tahlil. Bana göre bu kitabı en iyi tarifleyen şey tarihsel bir etnografik saha çalışması.
Faşizmin Güney İtalya’ya sürdüğü bir doktorun, yani Levi’nin kendisinin, Basilicata’daki köy ve kasabalardaki günlerini çok iyi gözlemlerle anlatıyor. Başlamadan söylemeli, İtalya’nın bir “güney sorunu” var. Bu “güney” kavramsal olarak bizdeki “doğu”ya benziyor. Türkiye’deki doğu nasıl haritanın sadece sağ tarafını göstermiyorsa, İtalya’daki güney de sadece çizmenin tabanını göstermez. Geri kalmışlığın, yer yer yozluğun, sorun kaynağının ifadesidir buradaki doğu, oradaki güney. Benzeştiriyorum çünkü kaderleri gerçekten de benzerdir. İkisi de sürgün yeridir, ikisi de çözülmesi gereken bir meseledir.
İsa’nın uğramadığı köyün adı Gagliano'dur. Bölge fakirlikten, Yaşar Kemal’in Çukurovasını aratmayan sıtmadan, bitmek bilmez yozlaşmışlıktan, umutsuzluktan ve de umursamazlıktan kırılan bir bölge. Levi’nin sürgün yaşamında köylüler arasında siyasi çalışma yapma gibi bir hedefi yoktur ama karşılaştıkları onu düşündürür, yazdırır, kendiyle hesaplaşır. Bir izin zamanı kuzeydeki memleketine gidip arkadaşlarına rastlayınca, onların konforlu yerlerinden güney hakkında atıp tutmalarına sinirlenir. Gel de benzetme! Buradaki “doğu sorunu” hakkında senelerce söylenen şeyleri düşünün. Hayır toprak sorunudur, hayır geri kalmışlık sorunudur, yarı-sömürgedir, Kürt sorunudur, güvenlik sorunudur, hayır terör sorunudur… “Doğu sorunu” yüzünden koca koca siyasi yapılarda bu yüzden ayrışmalar yaşanmış hatta çatışmalara neden olmuştur bu polemikler. İtalya’da da aynı şeyler konuşulur: güneyin