"Üç dinin mensupları, doğdukları günden öldükleri güne kadar birbirinden anlamsızca ve derin bir şekilde nefret ediyorlar; bu nefretlerini, kendilerinin zafer ve farklı dinden olan komşularının yenilgisi olarak gördükleri öteki dünyaya da taşıyorlardı. Farklı dinden olan bir komşuya yönelik gerçekten fiziksel bir iğrençlik olan bu nefretin içinde doğuyor, büyüyor ve ölüyorlardı. Çoğu zaman ömürleri geçse de bu nefretlerini korkularına ve resimlerine açık etme imkanları olmuyordu. Ama büyük bir olay yüzünden düzen ve anlayış sendeler, yasalar birkaç saatliğine ya da birkaç günlüğüne askıya alınırsa o vakit bu ayaktakımı, daha doğrusu bunun bir kısmı, nihayetinde iyi bir vesile de bularak toplum hayatındaki parlatılmış nezaketi ve konuşmalarındaki tatlı sözleri ile bilinen bu şehrin üzerine dökülürdü. İşte o zaman yıkım ve şiddet arzuları yüzeye çıkıyordu."(...)