Çocukluk arkadaşı Hüseyin’in ölüm haberiyle, İstanbul’dan kalkıp Mezopotamya topraklarına giden gazeteci-yazar İbrahim, onun, önce sevdaya, sonra ölüme yazılmış, Mardin’de başlayıp Amerika’da sona ermiş hayatını araştıran öyküsü. Huzursuzluktan çok, uzaklarda bir yerlerde görünmeyen, duyulmayan, bilinmeyenlere açılan bir pencere niteliğinde.
Kitap genel itibariyle akıcı olsa da, sonlarına doğru bir an önce bitsin gözüyle yazılmış ve hikaye yarım bırakılmış. Bu özellikle kendimize devamı olur büyük ihtimalle sorusunu sordursa da, devamı olacağının bir garantisi bulunmuyor.
Genel kültür anlamında birçok bilgiye de ev sahipliği yapıyor. Yezidi olarak bilinen bir toplumun asıl adının Ezidiler olduğundan tutun da, kutsal mekânlarının Laleş olduğuna kadar. Ayrıca, Ezidiler şeytana değil, Melek Tavus’a inanırlarmış.
Ezidi, çoğunlukla Kürtçe konuşan etnik ve dini bir topluluğa verilen isimdir. Ezidilerin tarihi çok uzun bir geçmişe sahiptir ve Asurlara kadar uzanır.
Ezidilik de, fasulye, marul, bakla, lahana ve balık, geyik, domuz ve horoz eti haramdır. Melek Tavus’un rengi olan mavi renkli elbise giymek de yasaktır. Bıyık kesmek günahtır. Yılan, akrep, boğa gibi hayvanlar kutsal sayılır. Şeytan, mel‘un, lânet gibi kelimeler Melek Tavus’u ima ettiği düşüncesiyle telaffuz edilmez. Beyaz, siyah, kırmızı, yeşil ve kahverengi gibi renkler kutsal kabul edildiğinden daha çok bu renklerde elbiseler giyilir. Genellikle köylerde yaşayan, gerekmedikçe şehirlerde yerleşmeyen Ezidiler, günümüzde İran’ın çeşitli yerlerinde, Ermenistan’da Tiflis ve Erivan ile Gürcistan’da Batum’un köylerinde, Irak’ta Sincar dağlarında, Türkiye’de Batman, Nusaybin, Siirt’in Beşiri ve Kurtalan ilçeleriyle Hakkâri’nin dağlık bölgelerinde yaşamaktadır.
Ezidi inancına göre Tanrı özünde iyilikle dolu olduğu için