Gece fazla içince, dünyada başkalarının olduğu unutuluyor. Barton Fink
Film
Bir yerde varsın Bir yerde varım ben de Uzaksın, uzağım ben de. Bozkıra akdeniz iklimi Kutuplara ekvator güneşi; Öyle imkansız hallerde… Ali İhsan Konuklu
Reklam
Maya
Mâhkumum. Ağzımda insan mayasının acı tadıyla doğmaktan mahzunum. Bu tadı tükürmek, kusmak uğruna, rezil sofralara oturmakta bayağı çorbalara kaşık çalmakta imtina etmedim. Üstelik çoğu zaman bu uğurda ne yaltaklar yaptım. Yine de bu mayayı tükürmeyi başaramadım. Aksine, oturduğum her sofrada daha da ekşidim. Fakat karanlık ve yılgın ruhumun avucunda tükenmek bilmez bir umudum vardı. Bu sebeple bir fısıltıya bir homurtuya bile candan kulak veriyordum. Bir çığlığa iki elim kanda olsa koşuyordum. Kaynatanın bile tenezzül etmediği çorbayı iştahla içiyorum. Öyle eşlik ediyorum ki çenebazın gevezeliklerine, bir kahkahayla yerinden devriliyordu. Derhal kalkıp, elimi uzatıyordum. Buyur diyordum, buyur aşağılık yalancı. Benim yerime otur. Benim oturağımı da kirlet, benim oturağımı da kır. Ben kırık sandalyene otururum diyordum. Çenebaz hayretle bakıyordu bana. Gözleriyle tiksinerek ve ezerek uzatıyordu elini. Sonra bir dilenci sokakta kolumdan yakalıyordu beni. Aklına tüküreyim senin.... ama yine de dur, benden bir şeyler var sana diyordu. Ondan daha sefil oluyordum yanında. Dilinin kuvvetiyle vurdukça vuruyordu bana. Bir damlacık kalıyordum. Yalvarırım, yalvarırım azad et beni ey dilenci... bir daha çıkmam karşına diye yalvarıyordum. Dilenci şaşıyor... Nasıl, nasıl da yanımda benden daha alçak kalabiliyorsun? Halbuki acıyı yüzsüzlüğe bulamak, merhameti tiksintiyle yutmak benim işimdir. Ama elbette, elbette öyle olacak. "Bu herif daha tabansız benden " diye bağırıyordu. Bin şükür sunarak doğruluyordum ayağının altından. Kaçmaya yelteniyordum. Dur hele diyor, bileğimden kavrıyor bu kez nefretle bakıyordu bana. Öyle yağma yok, yine de dilenci olan benim, sökül bakalım diyordu. Neyim varsa veriyordum eline. Mahkumum diyorum. Yabana atılır söz mü bu? Bir defasında, gazetenin
İyi akşamlar...
İnsan bazen çok şeye sahip olur ama huzuru bulamaz. Kimi zaman da elinde az şey vardır ama içi rahattır. Çünkü insanı geceleri huzurla uyutan şey, sahip oldukları değil; kimsenin hakkını yememiş olması, kimsenin ahını almamış olmasıdır. Temiz bir kalp ve rahat bir vicdan, dünyanın bütün yüklerini hafifleten en büyük nimettir.
1000Kitap
Nefsini terk etmeden, Rabbini arzularsın. Sen hayvânı geçmeden, insânı arzularsın. “Men arefe nefsehû, fekad arefe Rabbe” Sen kendini bilmeden, Rabbini arzularsın. Sen bu evin kapısın, henüz bulup açmadan. Mâşuka kavuşacak zamânı arzularsın. Dışarı üfürmekle yakılır mı bu ocak? Gönlün Hakk’a vermeden, ihsânı arzularsın. Dağlar gibi kuşatmış tembellik kardeş seni. Günah nedir bilmeden, mârifet arzularsın. Konuk için evin yok, hiç hazırlığın da yok. Issız dağın başında misâfir arzularsın. Gece sayıklar gibi anlaşılmaz söz ile, Sen de mi ey nefsim, irfânı arzularsın? Camı temizlemeden, aynayı arzularsın. Zünnarını kesmeden, îmânı arzularsın. Küçük çocuklar gibi binersin tahta ata. Tecrüben yok, silahın yok, meydânı arzularsın. Karıncalar gibisin, ufak tefek yürürsün. Meleklerden ileri, seyrânı arzularsın.
1000k
Gece
Her gece, “Keşke son gece olsa bu gece.” diye yatar uykusuna. Her sabah, “O gün bugün.” diye uyanır uykusundan. Hayatı, o geceyle o sabahın arasında sıkışıp kalmıştır.
1000Kitap
Reklam
Reklam