Emile Zola'dan "aydın" kimliğine yakışır ders niteliğinde mektup.
Dreyfus Olayı, Yahudi asıllı Fransız subay Alfred Dreyfus'un casuslukla suçlanıp rütbelerinin sökülerek tutuklanmasıdır. Bu olaydan sonra hem toplum hem basın ikiye bölünmüş, ülkede Yahudi düşmanlığı baş göstermiş, Dreyfus'u savunan kişiler hedef gösterilmiştir. Bu noktada "Benim tek tutkum var, öylesine çok acı çekmiş ve mutluluğu hak etmiş olan insanlık adına, ışık tutkusu. Ateşli karşı çıkışım ruhumun çığlığından başka bir şey değil. Beni ağır ceza mahkemesine çıkarmayı göze alsınlar ve soruşturma gün ışığında, apaçık yapılsın." diyerek Emile Zola ortaya çıkar ve Fransız Genelkurmay'ına yönelik ağır suçlamalarda bulunarak Cumhurbaşkanı'na bu haksızlığa son vermesi için mektup yazar, mektubu da gazetede yayımlar. Cumhurbaşkanı'nın güzel icraatlarından bahsederken bu olaya el atmasının da insanî görevi olduğunu ve kendisi için çamur lekesini temizlemesini ister. Kişinin sırf aslı dolayısıyla suçlanamayacağını, tuzak hazırlandığını, bu tuzağı hazırlayanların cezalandırılması gerektiğini söyler. Generalleri, yazı uzmanlarını, Savaş Bakanlığı dairelerini ve savaş mahkemelerini bu hukuksuzluk ve haksızlıktan dolayı suçladığını belirtir. "Bu suçlamaları yöneltirken, kendimi hakaret suçlarını cezalandıran 29 Temmuz 1881 tarihli basın yasasının 30 ve 31. maddeleri kapsamına soktuğumu biliyorum. Bu tehlikeye isteyerek atılıyorum." diye de ekler. Deliller ortaya çıktıkça Fransız Genelkurmayı da haksızlığını görür fakat söz konusu itibarı olduğu için sahte belge düzenleyen mensuplarını sonuna kadar savunur. Bu sırada mektubun yayımlandığı gazeteler, kışkırtılmış kalabalıklar tarafından toplanıp yakılır, sağcı basında Zola için "Yarı-İtalyan, çeyrek Yunan, çeyrek Fransız, üç dört kez kırma, hiç de güzel insanlık