Yaşamayı bileydim yazar mıydım hiç şiir? Yaşamayabileydim yazar mıydım hiç şiir? - Yaşama! - Ya bileydim? Yazar: Mıydım Hiç: Şiir. ** ekinler çocukların en rahat uykuları ** gece ayakları kokan bir adam gibi gelir eşiklere oturmuş aya doğru çocuklar o serin bereket gölgeleri çocuklar yani çocuk o güzel tüccar ** ölüler beni ölüme yakıştıramaz gibi hâlâ saçlarımda tozlu bir akşam. ** Bak, ölüm güzü kıskanıyor şimdi ıssızdır onun sevimli kedisi ve herkes onun el değmedik yerleri olduğunu sanıyor. uzayor defterine uğrayan kan lekesi ** senin kuşların olurdu mevsimi yolculuklara çağıran içli taşra kızların, gizemli eviçleri kapıların olurdu korkudan çok denizlere açılan o denize açılan ellerin nerede şimdi ** mevsimi aşka çağıran kuşların nerde senin güze el değdirmeyen ellerin nerde? **
Sesli kitap, kitabın bölümlerini dinleyebilirsin
(SUFİ İSLAM kitabından) youtube.com/playlist?list=P... CEYLAN HİKÂYESİ ve ELEST BEZMİ Avcının biri, ormanda bir ceylan yavrusu yakaladı ve onu yanında tuttu. O annesini kaybetmişti. Adam önce onu sevdi; alıp kucağına sevip kokladı. Misk kokuyordu ceylancağız. Sonra avcı ceylanın boğazına bir ip bağlayıp peşinden sürükleyerek onu eve götürdü. Ve o merhametsiz gaddar herif alıp o kurban olduğum ceylanı getirip ahıra kapattı. Ahır sıpalarla doluydu. O Allah nurundan yoksun basiretsiz adam da ceylanı, zalim insanlar gibi bu ahıra hapsetti. Ceylanın ağzının tadı kaçtı ve ürkekliğinden ahırın içinde sağa sola koşup sıçramaya başladı. Bir o yana bir bu yana koşup durmaktaydı. İçerinin ışığı loştu. Duvar aralarından, tavandan ve kapı aralığından içeriye bir miktar güneş giriyordu ama yine de içerisi karanlık sayılırdı. Her taraf toz, toprak ve saman tozuydu. Ceylan nefes almakta zorlandı. Ve içerisi kötü kokuyordu, ceylan üzüldü. Ve bir duvar dibine çekilip kederli bir şekilde annesini düşledi ve orman hakkında düşündü. Avcı geceleyin gelip bu sıpalara saman bıraktı ve bu pasaklı hayvanların kirletmiş olduğu su kaplarına biraz su ekledi. Suyun rengi neredeyse kahverengiydi. Her sıpa açlığından samanı şeker gibi, bal gibi, köy kahvaltısı gibi yiyor ve mutlu oluyordu. Sonra karınlarını doyurmuş olan bu hayvancağızlar ahırın içinde koşup zıplamaya, oynayıp eğlenmeye başladılar. Ceylan, gâh bir yandan diğer yana kaçıyor, gâh tozdan, dumandan yüzünü çeviriyordu. O göbeği miskli, yürüyüşü narin ceylan günler boyu bu sıpaların ahırında işkence çekti. Ne yapacağını bilmez halde ve karaya vurmuş balık gibi can çekişmede, çırpınıp durmadaydı. Ve pislikle misk, adeta aynı kovaya girmişti. Sıpalardan biri alaylı bir şekilde
Reklam
-DECCAL-
_İnsan kendi karakterine bakarak Tanrı'yı yaratmıştır. Üstün gördüğü özellikleri Tanrı'da görmek hoşuna gider. İğrenç özelliklerini de Şeytan'a yüklemiştir. _Bir tanrıbilimcinin, dincinin doğru diye duyduğu, yanlış olmak zorundadır: bu bir doğruluk ölçütü neredeyse. Savaş açtığım bu tanrıbilimci içgüdüsüdür: her yerde buldum onun izlerini. Damarlarında tanrıbilimci kanı akanlar, bütün şeylere daha başından eğri, dürüst olmayan bir tavırla yaklaşırlar. Bu yaklaşım sonucu oluşan tutku, kendine inanç adını takar: sahtelik görünümünden acı çekmemek için, gözünü sımsıkı, hepten yummak. Her şeye yönelik bu çarpık optikten, bir ahlak, bir erdem, bir kutsallık çıkarırlar, yanlış görme, iyi vicdan haline getirilir. Bu içgüdü, yeryüzünde, bulunan en yaygın sahtelik biçimi, sahteliğin sahici yeraltı biçimidir. _Metafizikçiler, din adamları, tanrının etrafında örümcek gibi dolanıp ağ örerler. Sonunda o da, onların dolanmalarından hipnotize olarak, kendisi de dolanmaya başlar, «ideal» olur, «saf tin» olur, «mutlak» olur, «kendi başına şey» olur. _Hiperborlularız biz. Ne karadan ne de denizden bulabilirsin Hiperborlulara giden yolu. Kuzeyin ötesinde, buzun, ölümün ötesinde. Çağdaş erdemler ile güney yelleri arasında yaşamaktansa, buzlar içinde yaşamak yeğdir!. Burada hekim olmak, burada acımasız olmak, burada neşter kullanmak bize aittir bu; bu bizim insan sevgimizdir, bu yüzden filozoflarız biz, biz Hiperborlular! _Yeni bir müzik için yeni kulaklar. En uzaklar için yeni gözler. Yasaklanmış olana yüreklilik; Şimdiye dek sağır kalınmış doğrular için yeni bir vicdan. Kendi kendine saygı; kendi kendine sevgi; kendi kendisi karşısında koşulsuz bir özgürlük. Aldırmaz olmuş olması gerekir, hiç sormaması gerekir doğruluk yararlı mıdır diye. İşte! Bunlardır benim okurlarım. _Kuzey
Hayat
Y ı l d ı z l a r *
_1-Sirius (Köpek yıldızı, Akyıldız, αlfa Canis Major): Yakıcı anlamındadır. Büyük Köpek Takımyıldızı’nda, Canis Majoriste yer alır. Sirius, biri beyaz cüceden oluşan ve birbirleri çevresinde 49.9 yılda dönen bir çift yıldızdır. Güneş'e 8,47 ışık yılı uzaklıkta ve güneşin iki katıdır. Aydınlatma gücü Güneş'in 25 katıdır. Siriusun yaşı 200-300 milyon yıldır. En parlak yıldız Sirius, Ay, Jüpiter veya Venüs kadar parlak görülmez. _Kış Üçgeni: Sirius, Küçük Köpek Takımyıldızı'ndaki Procyon ve Avcı Takımyıldızı'ndaki kızıl dev Betelgeuse yıldızları oluşturur. 1977’de fırlatılan Voyager 2 uzay aracının yaklaşık 296.000 yıl sonra Sirius’un 4.3 ışık yılı uzağından geçeceği tahmin edilmektedir. Bu yıldıza bu kadar önem verilmesinin nedeni, Dünya’nın görünmez idarecilerinin, yönetimi bu yıldız aracılığıyla gerçekleştiriyor olmalarıdır. Sirius b: Keşfedilen ilk beyaz cücedir. Kütlesi Güneş’imizinkine eş. Çok ağırdır. _Mısırlılar takvimlerini Sirius’un doğuşuna göre düzenlemişlerdi. İsis ile özdeşleştirilirdi. Sirius’un görülmediği 70 gün, İsis ve Osiris’in duat denilen öte-alemde seyrettikleri dönemi simgelerdi. Keops Piramidi'nin Kraliçe Odası'nın kanalı yalnızca Sirius'u görmek üzere yapılmıştı. _Yunanda, Sirius fazla parladığında, olumsuz etkileri olurdu ve buna “Yıldızca çarptı” denirdi. Yıldızın parlaklık haline bakarak kendilerini iyi bir talihin bekleyip beklemediğine karar verirlerdi ve soğukların azalması için Sirius ve Zeus’a kurban keserler. Antik Yunan'da o sıcakta dışarıya çıkmak için sadece köpeklerin yeterince deli olduğuna ithafen, köpek günleri denirdi. _ Romalılar Sirius’un helyak doğuşunda köpek kurban ederler, _ Hawaii’de “Cennet’in Kraliçesi” (Ka'ulua) _ Polinezyalılara göre Sirius, Canopus ve Procyon ile birlikte, bir “Büyük Kuş” bedenine
Şiir
"Karlı kayın ormanda yürüyorum geceleyin. Efkarlıyım, efkarlıyım, elini ver, nerde elin?"
Budala
"Başını tam bıçağın altına koyuyorsun ve onun vızıldayarak aşağıya doğru kaydığını duyuyorsun,işte bu çeyrek saniye her şeyden korkunçtur Biliyor musunuz? Bu benim hayalim değil,birçokları böyle söylüyor. Ben buna o kadar inanıyorum ki,bu konuda kesin düşüncemi size söyleyebilirim. Bir insanı öldürdüğü için öldürmek, işlenen suçla kıyaslanamayacak kadar büyük bir suçtur. Karar gereğince öldürmek, haydutların öldürmesinden daha korkunçtur.Haydutların geceleyin ormanda bıçaklayarak veya başka şekilde öldürdükleri birisi,son ana kadar muhakkak kurtulmayı ümit eder. Boğazı kesildiği halde henüz kurtulmayı ümit eden, kaçan yahut yalvaran insanlara rastlandığı görülmüştür. Oysa burada, ölümü on kat daha kolaylaştıracak son umudu yıkıyorlar.Ortada bir karar vardır, kaçma kurtulma umudu yok olmuştur. Budala 1. Cilt Fyodor Dostoyevski
Edebiyat