Debbie Macomber’ın kalemiyle ilk kez tanışmıyorum ama Kıyıya Vuran Düşler beni diğer kitaplarından biraz daha fazla etkiledi diyebilirim. Çünkü bu kez sadece bir aşk hikâyesi okumadım; kayıpların, pişmanlıkların, affetmenin ve yeniden başlayabilmenin hikâyesini okudum.
Kitabın merkezinde Annie var. Yaşadığı büyük kaybın ardından hayata tutunmaya çalışan bir kadın. Ailesini kaybetmenin acısı zaten başlı başına yıkıcıyken, Annie’nin hayatta kaldığı için hissettiği suçluluk duygusu hikâyeye çok daha derin bir boyut katıyor. Onun kendini sürekli geçmişte yaşananlarla yüzleşirken bulması, bazen bir adım ileri giderken iki adım geri düşmesi bana oldukça gerçekçi geldi. En sevdiğim noktalardan biri de buydu. Çünkü yazar, iyileşmeyi sihirli bir değnek değmiş gibi anlatmıyor. Acılar bir anda yok olmuyor; zamanla, sabırla ve insanın kendine verdiği izinle hafifliyor.
Oceanside kasabasının atmosferini de çok sevdim. Deniz kenarındaki sakin yaşam, birbirini tanıyan insanlar ve küçük kasaba sıcaklığı hikâyeye huzurlu bir hava katmış. Annie’nin burada kendine yeni bir yaşam kurmaya çalışmasını okurken ben de onunla birlikte nefes aldım sanki. Bazen insanın yaralarını iyileştiren şeyin yalnızca zaman değil, bulunduğu ortam ve karşılaştığı insanlar olduğunu bu kitap çok güzel anlatıyor.
Keaton karakteri ise kitabın en sevdiğim karakterlerinden biri oldu. Çocukluğunda sevgiden çok şiddet görmüş, hayat boyunca duvarlarını yüksek tutmuş bir adam. Buna rağmen içindeki merhameti ve iyiliği koruyabilmiş olması çok etkileyiciydi. Annie’ye yaklaşımı, onu anlamaya çalışması ve hiçbir şeyi zorlamadan yanında olması oldukça samimi hissettirdi. Günümüzde romantik erkek karakterlerin çoğu fazlasıyla kusursuz ya da aşırı iddialı yazılırken, Keaton’un sessiz ve sakin sevgisi bana çok daha gerçek