Ben de "kirli çamaşır olmak" diye bir deyim vardır. Benim için o çamaşırlar doğduğum anda kirliydiler ve ben büyüdükçe temizlenmek yerine daha pis ve iğrenç hale geldiler, ta ki her gece milyonlarca farklı cehennemin azabını çekecek kadar kokusu ağırlaşana dek.
Bir çocuk annesizliği nasıl öğrenir? Bir erkek, sevdiği kadını kaybettikten sonra nasıl baba olur? Okuma boyunca bu iki soru kafamda döndü durdu. İnce ama derin ve vurucu bir kitap.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Khaled Hosseini kalemini ne kadar çok sevdiğimi artık bilmeyen kalmamıştır herhalde! O kadar büyüleyici bir anlatımı var ki, yazdığı her kitabın son sayfasını kapattığımda günlerce, hatta haftalarca etkisinden çıkamıyorum. Bu, yazardan okuduğum üçüncü kitaptı. Kitaplığımda henüz dokunmadığım bir eseri daha kalmış olmasının mutluluğu içindeyim; inşallah onu da bu yıl bitmeden keyifle okuyacağı
Ama bu kitap, yazarın diğer hikâyelerinden biraz daha farklıydı benim için. Konu tek bir çizgide ilerlemiyor; her bölümü bambaşka bir karakterin gözünden okuyoruz. Düşünsenize, o devasa kurguda bir sürü insanın hayatına, acısına tek tek misafir oluyorsunuz. Hepsi içimde ayrı bir yere dokundu ama Nebi’nin yeri bende gerçekten çok çok başkaydı. Markos’un annesini de ayrıca çok sevdim.
Hikâye zaten daha ilk sayfalarda içinizi sızlatan o meşhur masalla başlıyor... Bir babanın çaresizlikten evladını deveye vermesi ve sonrasında peşini bırakmayan o dev vicdan azabı... Peri’nin babasının da kızını daha iyi bir geleceği olsun diye zengin bir aileye evlatlık vermesi, ama bunu yaparken onu canından çok sevdiği kardeşinden ayırması kalbimi paramparça etti.
Abdullah’ın o can yakıcı kardeş hasretini okurken adeta içimde hissettim. Kitap boyunca hep "Bu iki kardeş acaba bir gün yeniden yan yana gelebilecek mi?" merakıyla sayfaları çevirdim. Geldiler gelmesine ama... Ah, nasıl geldiler... O sahneler gerçekten çok sarsıcıydı.
Kitaptaki üvey dayılar, Nebi ve Süleyman da beni derinden etkileyen karakterler arasındaydı. Nebi, sen gerçekten o kadar güzel, o kadar iyi niyetli bir adamsın ki sana hayran kalmamak elde değil! Tabii bir de Peri var... Ah Peri, kitap boyunca sana o kadar çok kızdığım yer oldu ki! "Keşke ama keşke böyle yapmasaydın" dediğim anlar tek bir yerle de sınırlı kalmadı
Mahi – Okuma Deneyimim ve Düşüncelerim
Öncelikle kitabın kapağından başlamak istiyorum. İlk kapağı gerçekten beğendim. Dikkat çekici ve kitabın atmosferine uygun duruyor. Ancak ikinci kapağı aynı şekilde beğendiğimi söyleyemem. Bana biraz fazla karmaşık geldi ve bir kitap kapağından çok poster tasarımını andırdı.
Kitabı açtığımızda bizi günümüz başlıklı bir bölüm karşılıyor. Açıkçası bu bölüm ilgimi çekti çünkü daha ilk sayfalarda büyük sayılabilecek bir spoiler veriliyor ve ister istemez Bu noktaya nasıl geldiler? diye merak etmeye başlıyorsunuz. Kitabı bitirdiğimde bile bende kalan en büyük merak unsuru buydu. Hâlâ karakterlerin günümüzde gördüğümüz noktaya nasıl geldiklerini öğrenmek istiyorum ve ikinci kitabı okuma sebebim büyük ölçüde bu olurdu.
Şunu da belirtmem gerekiyor ki bu tamamen benim kişisel okuma tercihim ben kitaplarda ana karakter dışında sürekli başka karakterlerin bakış açısından okumayı sevmiyorum. Mahi ve Ali Asaf'ın bölümlerini okumakta problem yaşamadım çünkü hikâyenin merkezinde onlar var. Ancak Bahar, Kaan ve Ayşe gibi yan karakterlerin bakış açıları bana gereksiz geldi. Bu karakterlerin hikâyeye kattıkları şeyler benim gözümde ana hikâyeyi çok fazla ilerletmiyordu. Bu yüzden onların bölümlerini okurken çoğu zaman kitabın uzatıldığını hissettim. Kendimi kitap okuyor gibi değil de sanki bir dizinin farklı karakterlerine geçiş yapıyormuş gibi hissettim.
Kitap boyunca beni en çok rahatsız eden şeylerden biri de karakterlerin ilişki aşamalarını yaşamadan birkaç adım sonrasına zıplamasıydı. Bunun en belirgin örneğini Bahar ve Selim arasında gördüm. Karakterler daha sevgili bile değilken, doğru düzgün flört etmemişken ve birbirlerini yeni yeni tanımaya başlamışken Selim'in bir anda öpemiyor diye evlilik ve ardından nişan konuşması bana oldukça
Oğuz Boyları'nın niceliksel (sayısal) olarak en
büyüklerinden biri olan Beğdililer, Anadolu'ya geç gelen Türkmenlerdendirler. Harzem bölgesin-de Büyük Selçuklu İmparatorluğu'na bağlı bir beylik olarak varlıklarını devam ettirirlerken, Selçuklu İmparatoru Sultan Sencer'in ölümünden sonra bölgede bağımsızlık ilan ettiler. Kısa bir sürede Asya'nın büyük imparatorluklarından biri haline geldiler. Harzemliler'in Ottar valisinin çirkin ve gaddar bir şekilde 450 kişilik Moğol kervanını katletmesi üzerine; Moğol Hanı Cengiz Han, batıya sefer düzenledi. Harzemşahlar'ın son imparatoru Celalettin Harzemşah, Moğollara karşı destansı savaşlar verirken; Abbasi Halifeleri de, Nizariler de Anadolu Selçukluları da ona yardım elini uzatmadılar. Hatta Abbasiler ve Nizariler; el altından Moğollara yardım ettiler. Temel gerekçeleri, Beğdililer'in Alevi oluşuydu. Bunun bedelini sonradan çok ağır ödediler. Anadolu Selçuklu sultanı Alaattin Keykubat, bu hatasının farkına varıp, yaklaşan Moğol tehlikesine karşı, Harzemşahlar'ın (Beğdili Türkmenleri) kalan güçlerinden yararlanmak için onları yanına çekti ise de eşi Berduli'nin, oğlu 2. Gıyasettin'in ve veziri Sadettin Köpek'in oyunlarına kurban gidip, zehirlenerek öldürüldü. Alaattin Keykubat'tan sonraki Selçuklular da, Osmanlılar da Beğdililere
çok acılar çektirdiler
HarzemşahlarVeli Saltık · Liman Yayınevi · 20241 okunma
Anita FELIPOVA - Uyumadan Önce Tuttuğum Dilek
'Demek ki mükemmel aramak,mükemmeli bulmak ya da mükemmel olmak mümkün değil.'
Selamlar. Nasılsınız? Ben uzun zamandır ortak olduğum masalın bugün sonuyla geldim. Hak ettiklerini yaşadıklarını okumak bana çok iyi geldi. Bahar ve Ozan bir çok acıdan geçip bugünlere geldiler ve inanin dibine kadar haklarıydı. İlk üç kitaptaki Bahar ile son kitapta gördüğüm Bahar aynı kişi gibi gelmedi bana ve en sevdiğim şey de buydu. Çünkü o artık sevdiği adama kavuşmuş, korkulariyla ve gerçeklerle yüzleşmeyi öğrenmişti. Aldığı terapiler ve sevdiği adam Ozan'ın desteği ile yollar çiçek açmaya başlamıştı. Ayrıca açmasa bile açacağına inanan bir kadın olmuştu. Ozan ve Bahar’ın arasındaki anlar çok güzeldi ama karakterlerin kusursuz olmaması daha çok hoşuma gitti. Herkesin hataları vardı, herkes biraz kırık biraz eksikti. Lakin bunları toplamayı ve yaraları doğru sarmayı öğrendiler. Iskeçe sahnelerine âşık oldum. Babaanne ve dede tam kafalık karakterler. Sırtıma çantamı atıp gitsem kimsin demek yerine yatak serecek o sevecen büyüklerden. Yastık detayı ve Ozan'ın annesine dair okuduklarım beni hüzünlü - mutlu eden bir başka detaydı.
Bahar bildiğiniz elimizde büyüyen bir karakter oldu. Gelişimi harikaydı. Ozan ise en mükemmel olanı ararken çok şey kaçırıyor gibi duruyordu. Sanırım bu karaktere tek sitemim bu olurdu. Seri boyunca beraber güldük, ağladık ve çokça sinir olduk. Sizin anlayacağınız bir çok duyguyu aynı anda yaşadık. Ozan'ın babasıyla geçen bölümlerde açıkçası biraz gerildim. Bazı tespitleri doğruydu ama Biraz abarttı. Yine de Ozan'ın sevdiği kadının yanında duruşu çok güzeldi. Bakınız bu özelliği ile bile sevilesi bir karakter olduğunu belli etti. Özellikle bazı sözlerini okuduğumda durup ‘işte olması gereken bu’ dedim. Sevdiği