Dokunmadan
8/10
·320 syf.··
2026 5. kitabı
Kitabı bitirdim, elime aldım. Yazdım, sildim sonra tekrar yazdım. Ne yazsam yeterli olmayacakmış gibi hissettirdi bana. Daha önce Nermin Yıldırım okumamıştım ve nihayetinde aldım. İlk okuduğum ve kesinlikle son olmayacak kitabı Dokunmadan oldu. Ama bu kitap bana fazlasıyla dokundu. Kısaca konusundan bahsetmek gerekirse Adalet bir hastalık sonucu öleceğini öğrenen bir genç kadındır. Adalet öleceğini öğrendikten sonra tıpkı bir ilmek söker gibi hafızasını zorlayarak işediği ilk günahı hatırlar ve bunu telafi etmek ister. Böylece en yakını olan Hülya ile olan hem iç hem dış yolculuğu başlamış olur. *Bundan sonrası SPOİLER içerir* Adalet daha çok küçük. Annesine sarılmak istiyor onu öpmek istiyor. Ama annesinin obsesif kompulsif bozukluğu var sürekli banyoda, Adalet ne zaman ona dokunsa kusuyor. Zaten babası ölmüş olan Adalet annesinden de sevgi alamaz. Aslında burda başlar Adalet'in dokunmadan yaşaması. Sadece fiziksel olarak değil kimsenin hayatına hatta kendi hayatına bile dokunmadan yaşar. Ama her zaman bunun suçluluğuyla yaşar. Yardıma ihtiyacı olan bir omuz görür, elini kaldırıp dokunmak ister ama yapamaz. Yine suçlanır. Zaten Adalet'in en iyi yaptığı şey kendini suçlamaktır. Çevrede olan tüm olaylardan, yaşanan 3. sayfa haberlerinden kendini suçlayarak yaşar. Yıllarca defterine bu haberleri not eder. Ansızın bir rüzgar gelir Adalet'e o haberlerdeki ölen insanları hatırlatır. Öğürür Adalet her rüzgar geldiğinde ama kusamaz. Kussa rahatlayacaktır ama rahatlayamaz. Rahatlamaması lazımdır çünkü hangi yaşanana engel olabilmiş ya da hangi küçük kızı başına gelen felaketten kurtarabilmiştir? Otobüse bindiğinde ona kötü yolla yaklaşan adamlara bir şey diyebilmiş miydi? Ya da başkasına yapıldığını gördüğü zaman sesini çıkarabilmiş miydi? Üst komşusu kadının kocasından
DokunmadanNermin Yıldırım · Hep Kitap · 201711,6bin okunma
10/10
·496 syf.··
Beğendi
·
2026 19. kitabı
·
19 günde okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2026 00:28
Nereden başlasam, hiç bilemiyorum. Öncelikle uzun zamandır wish listemde olan bir kitap olduğunu söyleyerek başlayayım. Herkes bilir ki o kitaba sıra gelesiye kadar araya sürekli başka kitaplar girer. Hainin Mührü de benim için öyleydi. Yayınevi değişti, 1. kitap geldi, 2 geldi… TÜYAP'ta imzasına gidemedim... derken 3. kitabın ön siparişe açılmasıyla, artık zamanı gelmişti. Okumaya devam etmeden önce: Kesinlikle spoiler içerir! İlk kitap benim için daha çok ortalama bir kitaptı. Karakterleri sevdim, evet. Olay bakımından biraz durağan geldi ancak bunun daha katmanlı bir kurgunun habercisi olmasından dolayı fazla takılmadım. İlk kitaba dair söyleyecek çok fazla bir şeyim yok. Karakterleri tanıdık ama tam potansiyelleri verilmedi. Amaçlarını öğrendik ama bu uğurda ne kadar ileri gidebileceklerini tahmin etme imkânı tanınmadı. Yazım dili bakımından, olay örgüsü, karakter tutarlılığı açısından yazarın ilk kitabı olmasına rağmen gayet başarılı bir kitaptı. İkinci kitap… Kesinlikle bir başyapıt adayı olabilecek bir eserdi. İkinci kitap benim için serinin özgünlük kazandığı ve diğer kurgulardan koptuğu kitaptı. Tanrı Kuyusu’nun Kemikleri… Yazarı gerçekten takdir etmeye başladığım ve ‘’Lan bunu nasıl okura bu denli geçirebildi?’’ dediğim noktadaydı; karakterlerin, okura tüm etik değerlerini sorgulattığı bir kitaptı. Önce tüm karakterlerden nefret ediyorsun. Zira o karakterin yaptığı yanlışın bir diğerini nasıl kötü etkilediğini, diğerinin bakış açısından okuyorsun. Hatayı yapan karakterin de bakış açısından okuyarak, aslında ona da hak veriyorsun ve kendi etik değerlerini sorgularken buluyorsun. Tüm karakterlerden yaptıkları ihanet/yanlışları için nefret edip, asla onları suçlayamıyorsun. Yazar; bu hissi okura açık etmeden, okurun kendi kafasında tartıp, sorgulayıp karar
Hainin Mührü 3Övgü Deveci Safi · Dokuz Yayınları · 202663 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
7/10
·288 syf.··
2026 26. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 10 Nisan 2026 17:35
Merhaba kitap severler Size ödüllü bir polisiye kitabı ile geldim Texas Rapsodisi Attica Locke 288 sayfa 10/7 Irkçılığı konu alan bir kitap. Texas in bir kasabası olan Lark da 5 gün ayarla iki ceset bulunur. Siyahi bir adam ve beyaz bir kız... Siyahi bir Texas ranger (ABD de geniş, köklü bir polis birimi) olarak çalışan Darren, siyahileri koruduğu gerekçesi ile bir süre açığa alınır. Arkadaşının ricası ile Lark daki cinayetleri soruşturmak için oraya gider ve kendini olayların ortasında bulur. Siyahilere kötü davranan bir çetenin içerisinde olduğunu düşünür ama... Son otuz sayfaya kadar kim yaptı ve neden yaptı sorularına yanıt bulamadığım bir kitaptı. Hakkı yendiğini düşündüğüm bir kitap. Son sayfalarına gelesiye kadar heyecanı bitmeyen bir kitaptı. Alıntılar Kurallar onun için aynı değil, sen de biliyorsun. Kaçabilirdin kimse seni bunun için yargılamazdı. Ancak aynı zamanda kalıp savaşabilirdin. O aletle uğraşıyoruz diye bir gün hepimizin beyninin şarjı bitecek. Bazı insanlar asla akıllanmaz. Erkekler bazen kıyafetlerini yıkayan kişiyi tanımıyormuş gibi davranıyorlar. Hiç bir kadını sevdin mi kendinden daha çok? İsteyen isteğini yapar erkek kadın fark etmez.
1000Kitap
Texas RapsodisiAttica Locke · The Kitap · 202251 okunma
Evdeki düşman: Amerika mı, müslüman ataleti mi, güdümlü korku mu?
Puan vermedi·640 syf.··
2026 10. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 07 Mart 2026 02:43
Ketebe Yayınları muhtelif konulardaki dergi yazılarını bir araya getirince bu koca kitap bizim olmuş. Altı bölümden oluşuyor. Bahsettiği konular ise yabancımız değil: Müslüman bir insanın sosyokültürel yaşamı, derdi, tasası, eğitimi, ekonomisi. Yani büsbütün “müslümanca yaşamak üzerine denemeler” kitabı. Ben Cahit Zarifoğlu’nu severim. Edebiyat üzerindeki yoluna hayran olmamak elde değil. Bu kitabı da sevdim. Fakat bir tekrar metin gibi okuduğum birkaç bölüm canımı sıktı. Biliyorum, bunlar ayrı ayrı dergi yazıları ve tek bir kitap için tasarlanmadı. Fakat bir kitap içinde birlikte okuyunca “bunu zaten okumuştum” hissi biraz gerilmeme sebep oldu. Sık sık bunun bir derleme kitap olduğunu telkin ettim kendime. Altı bölümün derdi de farklı: toplumsal sıkıntılar, politika, kültür, miras, ruh, ekonomi, Müslüman ülkelerin sıkıntıları… Hepsi bir araya gelince yazar, yaşadığı dönemde dalgası göğe yükselip duran okyanuslar gibi yerinde duramamış. Bir şeyler yapmak, çabalamak, okumak, yazmak, yola çıkmak… Yazar, edebiyatın boynuna borç demiş. Fakat bu önemli meseleleri daha önce birçok yazardan okuyunca, Cahit Zarifoğlu’nun saklayamadığı şiirsel dil, o yumuşak ton pek de telkin etmiyor beni. Okuyucu olarak onun kelimelerini alıp kendi filtremden geçirince etkilensem de sarsmıyor beni. Aklıma İsmet Özel geliyor. Onun yüksekten sesi yakalarımı silkiyor; elinde cetvel, başımı bekliyor. Ben her an tetikte, öğrenmek zorunda, araştırmak zorunda, ilerlemek zorunda hissediyorum kendimi. Burada o his yok. Bazen öyküleme yapılıyormuş hissi havada bırakıyor. Bir başka konu ise özeleştiri azlığı. Bu kadar hacimli bir kitapta biz düşmana emperyalizm diyoruz, kapitalizm diyoruz; Amerika, İsrail, Fransa, Avrupa diyoruz. Fakat kendimizi ne derece ciddiye alıp eleştiriyoruz? Buna ne kadar mesai
Edebiyat
Güneşte Bir GeceCahit Zarifoğlu · Ketebe Yayınları · 202347 okunma
Simyacı romanı - İstanbul - Bağdat - Takkeci İbrahim
Puan vermedi
"Simyacı" romanını sevmeyen yoktur, peki bu dünya çapındaki hikayenin aslında 16. yüzyıl İstanbul’undan "araklandığını" biliyor muydunuz? Topkapı surlarındaki Takkeci İbrahim Efendi'nin Bağdat rüyasından, dünya edebiyatına uzanan o muazzam menkıbe.. Takkeci İbrahim Efendi Bir Üzüm Tanesi İçin Bağdat'a Giden İnsan 16. Asırda her sanat iyi kötü para yapar, kolunda bileziği olanlar namerde muhtaç olmadan yaşarlar. İşte Takkeci İbrahim de adı üzerine takke yapıp satar. Çorba öyle de böyle de kaynar. Garibim Topkapı sur dışında, babadan kalma bir evde barınır. Bu sağında solunda harabeler olan bükük belli bir ahşaptır. Pencereler takırdasa da, çatısı, bacası aksa da ecdad yadigarını bırakmaz. Ah bir de yakınlarda bir yerlerde mescidleri olsa. Mahalleli yağmurda çamurda Merkezefendi’ye, Mevlanakapı’ya yürür, yatsı dönüşü köpek def etmek için değnek taşırlar. Takkeci İbrahim, bir cami yaptırsınlar diye beylere, paşalara çıkar. Ağlar, yalvarır, el öper, etek tutar. İyi de devletlülerin daha acil işleri vardır, öyle ya sıra bu kuytuya gelesiye kadaaar... Ama o, işin peşini bırakmaz, mimarlarla tanışır, ustalarla muhabbet kurar. Kafasındaki muhteşem külliyeyi kâğıtlara karalar. İyi de parayı kim kaybetmiş ki o bula. Asmadaki üzüm... İşte böyle koşturup kovaladığı bir günün ardından rahlesinin başına çöker. Biraz Amme cüzünden okur, azıcık tesbih çeker, Tebareke de okusa iyidir ama göz kapakları düşer. Ocak önündeki keçe döşek adeta “gel gel” der. Garibim dayanamaz, önce ateşe bir meşe odunu atar, sonra elini yanağının altına koyar. Tavanda kızılca gölgeler oynaşırken hayallere dalar. Camisine yer beğenir, ona buna kum çakıl ısmarlar. Yine çiniciler, hattatlar, nakkaşlar... İnşaat bittiği gün yanık sesli bir müezzin minareye çıkmalı, komşular camide toplanmalıdırlar.
SimyacıPaulo Coelho · Can Yayınları · 2024246,8bin okunma
Puan vermedi·120 syf.··
2026 2. kitabı
·
24 günde okudu
·
Okunma: 06 Ocak 2026 10:53
Kadınlar bölümüne gelesiye kadar kitap iyi gidiyordu fakat kadınlarla ilgili sığ düşünceleri beni çileden çıkarttı ve kitabı tarafsız kalıp okumaya devam edemiyorum sinir bozucu düşüncelerini okuduktan sonra bakış açım değişti maalesef okumakta güçlük çekiyorum
Dünyanın Istırabı ÜzerineArthur Schopenhauer · Sel Yayıncılık · 2025376 okunma