Hazır papatyalar da çoğalmışken gelsene. Bana taç yaparız, belki papatya falımızda çıkar sevdiğimiz Olmaz mı??
Gelsene seninle kırlara gidelim fırtınalar essin ordan dönmeyelim uzaklara daldım çok uzaklardayım gözümü kapattım uykuya dalmışım
Duygu ve Düşünce
Reklam
Benim şiirim
Benim Şiirim Ley’Lâ… Ley’Lâ zaman kan süzüyor kulaklarıma hıçkırığa mahkum biçare gönlüm, Ey sessiz ölüm gelsene,nerdesin adını yazsana dudaklarıma, Yaşadım ölümü ölmeden önce bana sonsuzluğu beklemek düştü, Ley’Lâ hafızası ölü nakkaş gibiyim çekiyorum mutsuzluğun yasını, Ayaklara mahkum bir baş gibiyim kapattım kalbimin son kapısını… İbrahim… İçimde işliyor derin bir yara, ıssız ovaların nehiriyim ben, Bakmayın çevremi kuşatanlara, hüznün, yalnızlığın şairiyim ben, Ruhumda ölümü yaşadım ölmeden önce uyandım, mutsuzluk geri dönünce, Ayaklara mahkum bir baş gibiyim, kapattım kalbimin son kapısını, Hafızası ölü nakkaş gibiyim, çekiyorum mutsuzluğun yasını, İçimde işliyor derin bir yara, aşkın öldürmeyen zehiriyim ben, Mazide benim de yüzüm gülmüştü, bana sonsuzluğu beklemek düştü…
Şiir
Bu başıma gelenleri hiç anlamış değilim… Sen de başıma gelsene.. Beraberce bakarsak belki anlamama yardımcı olursun. Birhan Keskin
“VERA’YA Gelsene dedi bana. Kalsana dedi bana. Gülsene dedi bana. Ölsene dedi bana. Geldim Kaldım Güldüm Öldüm”. Nâzım Hikmet
Büyük Türk Şairi Nazım Hikmet
3 Haziran 1963 sabahıydı. Vera her zamankinden erken uyandı. Günün sıcak olacağı anlaşılıyordu Pencereden içeri giren güneş odayı ısıtıvermişti. Vera, Nazim'ı uyandırmamak için yataktan kalkmadı. Ama az sonra saat yedi buçuğa doğru apartmanın kapısındaki kutuya gazetelerin konduğunu duydu. Kapağın açılışını Nazim da duymuştu. Vera'yı uykuda sanarak usulcacık yataktan fırladı. Ayaklarının ucuna basa basa koridora geçti, sessizce kapıyı açtı kutudan gazeteleri aldı. Birden dizlerinin bağı çözüldü, gözleri karardı, yere yığıldı kaldı. Bir bacağının üzerine oturmuştu, öteki bacağını ileriye uzatmış gibiydi. Sırtı kapıya dayalıydı. Bağıracak, Vera'yı çağıracak gücü kalmadan gözlerini kapamış ve dünyaya veda etmişti. Vera yatakta onun dönüşünü bekliyordu. Ses çıkmayınca meraklandı. Telaşla yerinden fırladı, tuvaletin kapısını açtı, Nâzım yok. Banyonun kapısını açtı, Nâzım orada da yok. Mutfak kapısını açtı,Nazım yine yok. Kapıya koştu. Bir de baktı Nazım yerde başı öne eğik, gözleri kapalı, kapıya yaslanmış kalmış. Vera ellerini Nâzım'a uzattı, en ufak bir kımıldama yok. Çılgına döndü. Acı gerçeği anlamıştı. Hemen telefona koştu, en yakın arkadaşının numarasını çevirdi ve hıçkırıklar arasında, "Nâzım öldü!" dedi. Ne diyorsun, olamaz. Ben hemen geliyorum." Az sonra avluya bir ambulans geldi. Beyaz gömlekli doktorlar ve hastabakıcılar çıktı içinden, üst kata tırmandılar. Nazım'ın elini tuttular, nabzını aradılar, kalbini dinlediler, Nâzım daha yere düşmeden ayakta ölmüştü. Vera konuşamıyordu Ağzı kilitlenmişti. Daha sonra Kremlin Hastanesi'nin doktorlari geldi. Nâzım hâlâ kapının arkasındaydı. Yerde posta kutusunun anahtarı ve gazeteler vardı. Beyaz gömlekliler Nazım'ın pasaportunu istediler. Vera yatak odasında Nâzım'ın cebinden pasaportunu alarak sayfaları çevirdi. Içinde
Reklam
Reklam