Not: Kitabın içeriğine dair ipucu (yabancı dilde spoiler) vermeyeceğim.
Okumanın büyüsü izlemeye teslim edildi. İzlemek daha kolaydır. Efektler, yansımalar, görseller falan...
Ray Bradbury, tarihinin ötesini görebilen bir yazarmış. İlerleyen zamanlarda insanların teknolojiye bağımlı olup okuma alışkanlığını kaybedeceği fikri ile bu romanı yazdı.
Kitap hafızası artık bomboştu. Öyle ya, "bilgi çağında" kim Shakespeare, Dante, İbni Sina, Ali Kuşçu okurduki?
Fahrenheit 451 teknoloji bağımlılığının okumaya etkisini, kurumuş ağaç dalı kitapların, bizde artık ne kadar yer ettiğini irdeliyor. Okumak, düşünmek; düşünmek, korkmak ve mutsuzluktur. Duygusal bir şiirden sonra gözyaşı dökersiniz. Bu nedenle sadece izleyin, beyniniz yorulmasın, düşünmesin ve mutlu kalın.
Kurumuş dallardan imal edilen kitapları ancak yakarak ortadan kaldırırsınız. Alevlerin ise en çok tanıdığı yaşayanlar itfaiyecilerdir. Montag ise bu itfaiyecilerin tam merkezindeki en mavi yanan alev...
Çocukların artık okuma yazma öğrenmeden, cep telefonu kullanmayı neden ve nasıl öğrendiğini, bilgi depolama kapasitemizin artmasına karşın bilgimizin neden azaldığını, on saniye sonra ölebilecek iken neden ölümsüzmüşüz gibi yaşadığımızı merak ediyorsanız; işte Fahrenheit 451...
Keyifli okumalar...
Not: Kitabın içeriğine dair ipucu vermeyeceğim
"Hayır! Ayşe'nin tarifine göre onlardan biri olamazsınız. Çünkü bir şiir kadar güzel değilsiniz!" dedi.
Sıradışı bir hikayenin gerçeklik, ütopik dünya kargaşası arasında beni bırakan, bu ikileminden çok keyif aldığım bir eser.
Güzel öz Türkçe dili, beni bir sonraki cümle acaba nasıl kurulacak diye meraklanmaya sevk etti hep.
Selim Pusat, askerliğine çok bağlıdır ancak her bağlılık, o seni bıraktığı zaman sona eriyor. Yaşadığını yeniden hissetmesine sebep olan aşk duygusunun güzel iklimi sarıyor insanı. Ara ara gezmeye gittiği çamlı koruya sanki ben de onunla beraber gidiyordum. Evi ile koru arasındaki o yolda yaşananları ve hatta akşam vaktinin tatlı-serin havasını dahi çok güzel betimlemiş yazarımız.
Sıradışı bir hikayenin sıradışı yaşattığı duygulara tanık olmak için okumanızı tavsiye ederim.
Keyifli okumalar...
Not: Kitabın içeriğine dair ipucu vermeyeceğim
Hikayeler vardır kötü adamlara çok kızarız, hikayeler vardır kötüler kazansa hoşumuza gider.
Arsen Lüpen, zaman zaman kaybetmesini istediğimiz, zaman zaman ise kazanması istemesek de hoşumuza gidebilecek bir karakter. Herlock Sholmes' e duyduğumuz sempati bu ikilemi en güzel şekilde bize yansıtıyor.
Kitapta her iki karakterin mücadeleleri dengeli bir heyecan ile bize tatminkar ve bağlayıcı bir deneyim sunuyor. Girdikleri mücadelelerde tahmin edilmesi, ancak farklı bakış acılarına sahip olmakla mümkün olan olaylar silsilesi, elime aldığım kitabı 4-5 gün gibi bir sürede bitirmeme sebep oldu.
Ayrıca kitapta yan karakterlere çok güzel görev ve müdahiliyet başarısı verilmiş. Ancak Wilson için aynı şeyi söyleyemem. Nedeni kitapta...
Sonuç olarak bitmesini istemediğim bir süregelen ve sürüp giden yaşantı, beklediğim gibi bitmeden devam ediyor. Sonraki hikayeleri ve kitapları bağlayıcı güzel bir öz nitelik bu.
Keyifli okumalar...
Bedenimiz büyürken gözlerimiz hep aynı kalır halbuki. Gözlerimizde büyüyen tek şey bakışlarımızdır.
Her ne kadar vakit bizim katılaşmamızı istese de, hayat bizim olumsuz düşlere dalmamızı ve hikayelerin sadece karamsarlıkla biteceğine inanmamızı beklese de, kazanacak tek şey masum çocuksu bir bakış açısıdır.
Küçük prens bir çift minik elin çizdiği resme dahi o ellerin sahibinin gözleri ile bakmayı bize öğretiyor.
Ne kadar büyüsek de tek yapmamız gereken KÖR GÖZLERİMİZLE DEĞİL YÜREĞİMİZLE BAKABİLMEK...
Dünya bir kervan yolu ve bizler de birer seyyah isek, bu çileli yolu bi tek masum ve iyi niyet süsleri ile bezenmiş bir çift kalp gözü ile aşabiliriz.
Kış akşamları kadar sert ve soğuk hayatı bi tek uzun yaz akşamları gibi sıcak ve samimi bir anlayış alt edebilir...
İyi okumalar...
Kandırılmak istiyorsunuz ama bunun farkında değilsiniz. Çünkü bakmak ve görmek farklı şeylerdir.
Moda herkesin yaptığı değil sizin güzellikleriniz olsun...