9/10
·152 syf.·
Beğendi
·
2026 54. kitabı
El mımdo, desgraciadamente, es real; yo, desgraciadamente, soy Borges! (Yeryüzü, ne yazık ki, gerçek; ben, ne yazık ki, Borges'im) Şahsına münhasır derler ya; işte bu söz Jorge Luis Borges için söylenmiş gibidir. Mizacı, düşünce yapısı, okuma biçimi, ilişkileri ve yazma tekniğiyle edebiyatın en özgün seslerinden biri olan Borges’in dünyasına bir yolculuk yaptım. Jason Wilson’un kaleme aldığı bu biyografi, Borges’in Buenos Aires’teki gençlik yıllarından Avrupa’daki deneyimlerine, körlüğün dönüştürücü etkisinden edebiyatın sınırlarını zorlayan metinlerine kadar geniş bir panorama sunuyor. Bu panoramanın merkezinde ise Borges’in çocukluk yıllarında karşılaştığı en büyük etki, yani babasının kitaplığı yer alıyor. O kitaplık onun zihninde bir mabetti. Babasının edebiyatla iç içe oluşu ve oğlu için çeviriler yapan annesinin hayatındaki baskın varlığı, Borges’in hem yaşamını hem de edebiyatını derinden şekillendirir. Borges’in edebiyatını derinden etkileyen isimler arasında Walt Whitman’ın yanı sıra Arthur Schopenhauer, Arthur Rimbaud, George Berkeley, David Hume, Rafael Cansinos-Asséns, Edward William Lane ve Richard Francis Burton gibi düşünür ve yazarlar vardır. Bununla birlikte Virginia Woolf, Henri Michaux ve William Faulkner gibi yazarların eserlerini çevirmiş, onların üslubundan da esinlenmiştir. Ve Budizm’in hiçlik ve döngüsellik öğretilerinden de beslenirdi. Çok iyi bir okur olmasına rağmen Borges’in okuma anlayışı farklıydı. Romanları çoğu zaman sonuna kadar götürmezdi. Çünkü gereksiz ayrıntıların ve bilgilerin okuru usandırdığını düşünürdü. Bu yüzden çok az romanı bitirmiştir. Macedonio Fernández’in izinden giderek yazmayı, çok okumuş olmanın bir tür intikamı olarak görür. Onun için dostluklar da büyük bir anlam taşıyordu. İdolü saydığı Macedonio Fernández dışında Ernesto
Jorge Luis BorgesJason Wilson · Yapı Kredi Yayınları · 201118 okunma
Puan vermedi·176 syf.··
2026 35. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 25 Mayıs 2026 00:00
Felsefe Nehri 1.Mantık 2.Algı 3.Zihin 4.Özgür İrade 5.Tanrı 6.Etik Antik Çağ (MÖ 700-MS 500) * Thales * Herakleitos * Demokritos * Sokrates * Platon * Aristoteles Orta Çağ (500-1599) * Thomas Aquinas Erken Modern Çağ (1600-1800) * Thomas Hobbes * René Descartes * John Locke * Baruch Spinoza * Gottfried Wilhelm Leibniz * George Berkeley * Julien Offray De La Mettrie * David Hume * Immanuel Kant * William Paley
Felsefe NehriKevin Cannon · Pegasus Yayınları · 20262 okunma
Reklam
Puan vermedi·134 syf.·
2025 79. kitabı
Bir düşünsenize, biri gelip size şöyle dese: “Dünya dediğin şey aslında senin algıların. Dışarıda duran somut bir şey yok.” İlk başta insan ister istemez durup bakıyor: “Tamam… ama ne demeye çalışıyor bu adam?” Ben de kitabı açınca aynen böyle hissettim; biraz şaşkın, biraz meraklı. Berkeley’in fikri gerçekten cesur. Ona göre gerçeklik dediğimiz şey, bizim algılarımızın toplamı: renkler, sesler, sıcaklık… Hepsi kafamızın içinde oluyor. Maddi bir madde falan yok, sadece zihinsel olan var. Yani Locke’un “zihinden bağımsız madde” fikrine resmen kafa tutuyor. “Böyle bir maddeye niye ihtiyaç duyuyoruz ki?” diyor. Mesela masaya dokunuyorsunuz; sertliği zaten “Ben buradayım” diye bağırıyor. Berkeley’e göre buna bir de “Ama masanın görünmeyen bir özü var” demek tamamen gereksiz. Masayı inkar etmiyor; sadece kafamızda fazladan bir şeyler uydurmaktan kaynaklanan kafa karışıklığını gösteriyor. Tabii akla hemen o meşhur soru geliyor: “Peki ben odadan çıkınca masa yok mu oluyor?” Berkeley cevabı hiç dolandırmadan veriyor: “Sen görmesen de Tanrı görüyor.” Yani dünyayı ayakta tutan şey, her an her şeyi gören bir bilinç. Hani bir nevi “Tanrı hep gözlemci modunda” gibi düşünebilirsiniz. Doğayı görme biçimi de ilgimi çekti. Güneşin doğması, suyun kaynaması, yerçekiminin işlemesi… Bunları kendi kendine işleyen kör bir madde düzeni olarak görmüyor. Daha çok Tanrı’nın dünyayı bize tanıdık ve düzenli gösterdiğini düşünüyor. Doğa yasaları da bizim bu düzeni fark edip alışmamızla oluşmuş kavramlar gibi. Yani mekanik bir evren yerine, Tanrı’nın algısı üzerinden anlamlı bir tablo çiziyor. En ilginç kısmı da soyut kavramlara takılmasıydı. “Genel üçgen”, “maddi öz” gibi şeyleri sorguluyor: “Gerçekten var mı bunlar, yoksa sadece dil mi bizi kandırıyor?” diye soruyor. Zaten kafada içi tamamen
Felsefe
İnsan Bilgisinin İlkeleri ÜzerineGeorge Berkeley · Bilim ve Sanat Kitabevi · 199634 okunma
Üç Elma
10/10
·424 syf.·
2025 205. kitabı
Evvel zaman içinde bir filozof varmış ismi Descartes’miş. Ve bir çok şey söylemiş elbette ama en çok bir sözü ile anılmış. Bu düşünür demiş ki:”Cogito, ergo sum.” Bir nirengi noktası oluşturmuş böylece. Ve varlık felsefesinde Kuramsal Bencilik yani Solipsizm’in ilk taşlarını yerleştirmiş düşün dünyamıza. Descartes’dan hemen sonra ise teolojinin, felsefenin, bilmin ve teknolojinin karmaşık bir kaos yarartığı zamanda George Berkeley teşrif etmiş dünyaya. Ve zamanın “ruh”unu yansıtmış eserlerine ve fikirlerine. Demiş ki:”Dünyada yalnızca Ruhlar ve ruhların ideleri vardır. Madde diye bir şey yoktur. Duyumsadığımız şeylere madde deriz.” Elbette çok tartışılmış bu düşünür ve bunun ağababası John Locke. Ve bir süre sonrada solipsizmin ahlaki ayağını oluşturan Max Stirner dünyamızı şenlendirmiş. Diyeceksiniz bu masal kahramanlarının konumuzla yani kitapla ne ilgisi var. Çok ilgisi var. Eğer yazarı okumaya ve anlamaya niyet ettiyseniz bu konu başlıkları size yardımcı olmaktan öte size yol gösterir. Çünkü yazar kolay anlaşılır düz cümleler yazmıyor. Sorgulamaları bile dar zamanlarda kısa paslaşmalardan oluşuyor. Zaman ve mekan kavramından azade zaman ve mekanı büküyor sorgulaması içine katıyor ve size sorgulamalar bırakıyor. Cevaplar tıpkı benimsediği felsefelerde olduğu gibi sizde size ait ve size özel. Varoluşunuz, korkularınız, anılarınız, geçmişiniz, ahlakınız. Hepsi size ait size özel. Kurgudan çok iç hesaplaşmaların gözlemlerin duyguların hüküm sürdüğü bu vahşi kurak metinde kendinizi akışa kaptırmaz iseniz bir arpa boyu yol alamayacağınız çöle dönüşüyor. Ya da tam tersi bir batağa debelendikçe battığınız bir çukura. İronik olan bir şey var ki romanın erkek kahramanı bir mühendis ve işi kuyuları kapatmak. Metnin kurgusu sıradan ahım şahım bir yanı yok. Aman diyeyim kurgu
Edebiyat & Roman
Karanlıktaki ElmaClarice Lispector · Can Yayınları · 202544 okunma
5/10
·160 syf.··
2025 5. kitabı
Ren Okuma Grubu'nda Felsefe Sorunları'nı bitirmek üzereyiz. Temmuz-Ağustos aylarında memnun kalmadığım tek kitap bu oldu. Ren'de "felsefeye giriş" alanında kitaplar okuyoruz. Ben de bu kategoriyi artık epey ciddiye alıyorum. Felsefe Sorunları, bir filozof tarafından yazılmış giriş kitapları arasında öne çıkanlardan biri. Lisans yıllarımda parçalarını okumuş ve memnun kalmıştım. Ama artık önereceğimi sanmıyorum. Bana sorarsanız iyi bir giriş kitabı, felsefe alanında okuduğunuz ilk kitap olabilme özelliğine sahip olmalı. Bu ölçütü koyduğumuzda, elimizdeki kitabın bu role uygun olduğunu söylemek zor. Nedenlerine bakalım: # Kitap neredeyse yalnızca bilgi teorisi (epistemoloji) hakkında. Bilgiyle ilgili konulara ilgi duymuyorsanız, kitap sizi yakalamayacaktır. Ayrıca klasik epistemoloji konularının felsefeye başlamak isteyen insanlara çok da çekici gelmediğini gözlemliyorum. Bir giriş kitabı ille de epistemolojiye odaklanacaksa, klasik problemler yerine Timothy Williamson'ın Tetralog: Ben Haklıyım, Sen Haksızsın kitabında yaptığı gibi, daha çağdaş bilgi sorunlarına odaklanması daha iyi sonuç veriyor. Williamson'ın kitabı "bedduaların ve büyücülüğün işe yaramadığı kesindir" ya da "herkes kendi bakış açısından haklıdır" gibi iddiaların nasıl karmaşıklaşabileceğini inceliyor. Bu tarz iddiaları incelemek zamanın ruhuna daha uygun. # Kitap felsefe problemlerini tanıtmak yerine Russell'ın bu problemler hakkındaki görüşlerini sunuyor. Eğer söz konusu sorunlar hakkında biraz olsun bilgi sahibiyseniz, Russell'ın sorunu nasıl anladığını ve sorun hakkındaki görüşlerini takip edebiliyorsunuz. Ancak bu sorunlarla ilk defa karşılaşıyorsanız, yolunuzu kaybetmeniz oldukça olası. Örneğin Russell, George Berkeley'in madde anlayışı ya da Immanuel Kant'ın a priori bilgi hakkındaki
Felsefe
Felsefe SorunlarıBertrand Russell · Say Yayıncılık · 2017336 okunma
Puan vermedi·87 syf.··
2025 635. kitabı
1685-1753 arasında yaşamış, dünyada yalnızca ruhların ve bu ruhların idelerinin varolduğunu, buna karşılık maddenin varolmadığını öne süren İngiliz düşünür, Dublin’deki Trinity College’de eğitim görmüş İrlandalı bir Protestan olan George Berkeley tarafından yazılan bu eserde dile getirilen metafizik teori gerçekten ilginç görünüyor. Her şeyi özneye bağlayan bu teoriye göre insanın dışındaki hiç bir şeye “Kendinde Şey” , “ Bağımsız ve varlığı kesin bir şey” olarak bakmamız mümkün görünmemektedir. Aslında bilimin ve modern düşüncenin, aydınlanmanın etkisinde kalan yüzyılının teolojik bilgisini(Protestan ilahiyatı) kurtarmaya çalıştığı da söylenebilir. Yoğun bir düşünsel mesai ile bize eşyanın bilgisine güvenilmeyeceğini, eksik varlıklar olduğumuzu ve dolayımlı olarak da tek güvenilir bilginin tanrısal olan olduğunu kotarmaya çalıştığı hissediliyor ama işi kolay değil gerçekten. Teorisi çokça onaylanmamış olsa da zihinleri meşgul etmiştir. Belki de teorisini en iyi anlayanlardan biri de Nazım Hikmet olmuştur. Eseri okuduktan sonra 1926’da Nazım Hikmet’in yazdığı “Berkley” şiirini okumak teorinin özünü anlamamızı da sağlıyor. Keyifli okumalar.
Yeni Bir Algı TeorisiGeorge Berkeley · Yeryüzü Yayınevi · 200313 okunma
Reklam
Reklam