Bir daha yazmam demiştim, hâlâ sözümün arkasındayım aslında… ama insan bazen konuşmak için değil, içindeki yükü susturmak için yazar. Senden bir şey istemiyorum, geçmişi de açmayacağım. Sadece bilmeni istedim; ben seni unuttuğum için değil, içimde taşımayı öğrendiğim için sustum. İyi olmanı gerçekten istedim, hâlâ da istiyorum. Hesapsızdı bu sevgi. Ne yarını düşündüm ne de başıma ne gelir diye tarttım. Kalbimde ne varsa, korkmadan koydum önüne. Kendimi saklamadım, gizlemedim, eksiltmedim, olduğum gibi geldim. Sevmek buysa, ben seni tam da böyle sevdim. Yanlışlarım oldu belki ama sahte olmadım. Rol yapmadım, yarım sevmedim, kaçmadım. Bazen kelimelerim yetmedi sana. Bazen sustum. Ama bil ki sustuğum her anın içinde bile sen vardın. Sana alışmak kolay oldu; çünkü kalbim seni hiç yabancı saymadı. Ama senden vazgeçmek… İşte o, insanın sırtına dünyanın en ağır yükünü alması gibi. Şimdi bu satırları yazarken içimde kocaman bir boşluk var. Ne koysam dolmuyor, ne eklesem yetmiyor. Sesini koysam yetmeyecek, anılarını koysam taşacak bir boşluk bu. İnsan en çok, en çok alıştığı yoklukla sınanıyormuş. Bunu senden sonra öğrendim. Belki eksik sevdim, belki yanlış zamanda, belki de fazla derin… Ama seni sevmekten hiç pişman olmadım. Gözlerim doluyorsa sebebi pişmanlık değil. Canım acıyor evet, çok fazla acıyor… ama bu acı, gerçek bir şeye dokunduğumun kanıtı gibi. Zaman geçecek, biliyorum. Günler akacak, hayat benden güçlü olmamı isteyecek. Ben de devam edeceğim. Ama içimde senden kalan bir yer hep eksik kalacak. Bazı şarkılar yarım bitecek, bazı geceler uzun sürecek. Kalabalıkların içinde durup bir anda yalnız hissedeceğim; çünkü insan en çok, sevdiği kişinin yokluğunda yalnız kalıyor. Sana söyleyemediğim cümleler var. Dilimin ucunda kalıp geri dönen, “şimdi sırası değil”
Algernon'a Çiçekler
Daniel Keyes (1927–2014), Amerikalı bir yazar ve öğretmendir. En çok Algernon’a Çiçekler adlı eseriyle tanınır. İlginç olan şu ki, Keyes sadece yazar değildi. Bir dönem İngilizce öğretmenliği yaptı ve özel eğitim alan öğrencilerle çalıştı. Charlie Gordon karakterini yaratırken de bu deneyimlerinden etkilendiği biliniyor. Yazarlık kariyerinde insan psikolojisi, zekâ, kimlik ve toplumun farklı bireylere bakışı gibi temalara sıkça yer verdi. Algernon’a Çiçekler önce kısa öykü olarak yayımlandı, daha sonra romana dönüştürüldü ve dünya çapında klasikleşti. Ayrıca Keyes'in bir diğer ünlü kitabı da gerçek bir vakadan esinlenen Billy Milligan’ın Zihinleridir. Bu eser, çoklu kişilik bozukluğu teşhisi konulan Billy Milligan'ın sıra dışı yaşam öyküsünü anlatır. Algernon'a Çiçekler
1000Kitap
Reklam
*HİCRET - 6* *Ancak mü'minler kardeştirler* Bu tür fedâkârlık ancak İslâm kardeşliğinde vardır. Nitekim Allahü teâlâ meâlen; *"Ancak mü'minler kardeştirler."* (Hucurât sûresi: 13) buyurarak, gerçek sevgi ve samimiyetin maddî menfaatle değil, îmân ve inançla var olabileceğini buyurmuştur. Bu da açıkca Ensar ve Muhâcirîn'in arasında görülmektedir. Medîne'ye hicretin, İslâm târihinde büyük önemi vardır. Hicret'ten sonra Müslümanlığın kolayca ve süratle yayılması sağlanmış, İslâm dîninin merkezi Mekke'den Medîne'ye nakledilmiş oldu. Ensâr ve Muhâcirîn bu yeni İslâm merkezinde el ele vererek İslâm dîninin kuvvetlenmesi için her fedakârlığa katlanıyorlar, Resûlullah'ın etrâfında toplanarak ve İslâm dîninin esaslarına uyarak yeni bir nizam ve mesûd bir hayat kuruyorlardı. Eski sıkıntılı ve korkulu günler arkada kalmış, inançlarından dolayı insanlara işkence yapan müşriklerin ezâ ve cefâ veren ellerinin uzanamayacağı Medîne'de hürriyet ve emniyet havası içinde sâkin, tatlı bir hayat başlamıştı. Müslümanlar bir devlet olmuşlardı. Cihâd emri burada geldi. Medîne'deki kabîleler arasındaki kin ve düşmanlık kalktı, yerini İslâm kardeşliği ve sevgisi aldı. Hicretten sonra İslâmiyet süratle yayıldı. Medîne üzerine yürüyen müşrik orduları, yapılan savaşlarda mağlûb edildi. Daha sonra Mekke de fethedildi. İslâmiyet Arap Yarımadasının her tarafına yayıldı. Bundan sonra da İslâm orduları asırlar boyu, dünyânın dört bir yanına bir îmân seli gibi aktı. İslâm nûrunu dünyânın her tarafına yaydı. *Huzur Pınarı* huzurpinari.com
Alıntı
Eski bir pişmanlığın izi bile, İçinde hâlâ bir sevinç uyandırıyorsa, tövben eksik kalmıştır. Demek ki kalbinde o günaha bir kapı aralık; Nefsin, gizli bir odada o hatayı hâlâ kutsuyor. Gerçek bir dönüş, sadece dilde değil, O hatıranın gölgesinden bile ürpermektir aslında. Sil baştan başlamak istiyorsan eğer, Önce o eski tebessümün yüzünü, kendi içinde karartmalısın. O kapıyı menteşesinden söküp atmadıkça, Vicdanın, "huzur" denen o bereketli, sonsuz gönül toprağına kök salamayacaktır. Gerçek tövbe, günahın hatırasına bile küstüğün gün başlar. ___ /Güven Taşdemir
Edebiyat
Ve hayat aşağıda akar giderdi, aşağıda .. bahçe vardı. Bahçede ağaçlar, ağaçların altında çimento torbaları, çivi sandıkları, kalaslar, keresteler, dikmeler vardı. Bahçenin kapısı haftada bir, on günde bir açılırdı, bahçe terk edilmiş bir benzerdi. Altıncı kattan bakınca, bir uçurumun dibinde gibi ve bir bahar sabahında sona eren bir kabus gecesini andırırdı: Oraya yavrulamak için yer arayan, karınları gövdelerinden ağır disi kediler gelir, diğer dişi veya erkek kediler tarafından dişlenir, tırmalanırdı. Oraya köpekler gelir, öbür köpekler tarafından ısırılır ve ya hırpalanırlardı. Orada kurbağalar, solucanlar ve fareler vardı. Oraya güvercinler, serceler veya sinsin kuşları, fembel kuşları, bir kırıntı bulabilmek için iner, kedi veya köpek pençelerine takılır kalırlardı ve arkasından bu pençe öbür üç pençenin ve dişlerin yardımına muhtaç düşerdi. (Ahh o, artık atlıyamıyacak kadar ağırlaşan gebe kedilerin, şâhane güvercinleri; buraya, bir parça daha bu tarafa diye dua eder, yalvarır gibi süzen vahşi ve güzel gözleri... Ve ahh hele yakalanan avı kaptırdıktan sonraki...) Hırıltılar, miyavlamalar, cikcikler altıncı kata kadar -fakat ferini kaybedip yenilmelerden bir önceki soluklara dönerek- yükselirlerdi. Altıncı kattan, yavrularını boyunlarından tutup oradan oraya taşıyan kediler.. çiftleşen kediler.. aç ve yaralı kediler.. boğazlanan güvercinler veya serçeler.. dallarda veya duvarlarda dövüşen veya sevişen güvercin veya serçeler görünür, köpekler, kemik taşıyan, kemik gömen, gömdüğü kemiği çıkaran köpekler, kedilerle dostluk kurabilmek için yorulmadan dakikalarca uğraşan köpekler görünürdü. __Bahçede bahar olur, yapraklar yeşerir, sonbahar olur kızaran, sararan, kararan yapraklar teker teker dökülür, rüzgârlarla,
Kitap Alıntısı
Bazen kahveni herkesle paylaşmaman gerekir. Çünkü bazı insanlar seni kendi fincanlarına uygun bulmaz ama yine de kokundan, sıcaklığından ve enerjinden yudum almaya devam eder. Yanına gelirler, kahvenin verdiği huzuru isterler ama seni gerçekten tanımaya, anlamaya ya da hayatlarında hak ettiğin yeri vermeye yanaşmazlar. Şunu unutma: Seni sadece yalnızlıklarına şeker, sıkıntılarına kafein ya da boşluklarına kısa bir mola gibi gören biri, gerçek bir karşılık değildir. Gerçek değer; kahvenin tadını almak kadar, onu kimin hazırladığını da bilmektir. Seni sadece ihtiyaç duyduğu zamanlarda hatırlayanlara değil, kahven soğuduğunda da masanda kalmayı seçenlere yer ver. Çünkü bazı insanlar fincanını sever, bazıları ise kahveyi yapan ruhu. Aradaki fark her şeyi değiştirir.
Reklam
Reklam