Ve hayat aşağıda akar giderdi, aşağıda .. bahçe vardı.
Bahçede ağaçlar, ağaçların altında çimento torbaları, çivi sandıkları, kalaslar, keresteler, dikmeler vardı. Bahçenin kapısı haftada bir, on günde bir açılırdı, bahçe terk edilmiş bir benzerdi. Altıncı kattan bakınca, bir uçurumun dibinde gibi ve bir bahar sabahında sona eren bir kabus gecesini andırırdı:
Oraya yavrulamak için yer arayan, karınları gövdelerinden ağır disi kediler gelir, diğer dişi veya erkek kediler tarafından dişlenir, tırmalanırdı.
Oraya köpekler gelir, öbür köpekler tarafından ısırılır ve ya hırpalanırlardı.
Orada kurbağalar, solucanlar ve fareler vardı.
Oraya güvercinler, serceler veya sinsin kuşları, fembel kuşları, bir kırıntı bulabilmek için iner, kedi veya köpek pençelerine takılır kalırlardı ve arkasından bu pençe öbür üç pençenin ve dişlerin yardımına muhtaç düşerdi.
(Ahh o, artık atlıyamıyacak kadar ağırlaşan gebe kedilerin, şâhane güvercinleri; buraya, bir parça daha bu tarafa diye dua eder, yalvarır gibi süzen vahşi ve güzel gözleri... Ve ahh hele yakalanan avı kaptırdıktan sonraki...)
Hırıltılar, miyavlamalar, cikcikler altıncı kata kadar -fakat ferini kaybedip yenilmelerden bir önceki soluklara dönerek- yükselirlerdi.
Altıncı kattan, yavrularını boyunlarından tutup oradan oraya taşıyan kediler.. çiftleşen kediler.. aç ve yaralı kediler.. boğazlanan güvercinler veya serçeler.. dallarda veya duvarlarda dövüşen veya sevişen güvercin veya serçeler görünür, köpekler, kemik taşıyan, kemik gömen, gömdüğü kemiği çıkaran köpekler, kedilerle dostluk kurabilmek için yorulmadan dakikalarca uğraşan köpekler görünürdü.
__Bahçede bahar olur, yapraklar yeşerir, sonbahar olur kızaran, sararan, kararan yapraklar teker teker dökülür, rüzgârlarla,