Bir zamanlar ormanda yaşayan bir tavşan varmış. Çok hızlı koştuğu için bununla övünür, karşılaştığı herkese hızından söz edermiş. Özellikle de ağır ağır yürüyen kaplumbağayı gördüğünde onunla alay etmekten büyük keyif alırmış.
“Şu yürüyüşüne bak!” demiş tavşan bir gün. “Senin bir yere varman günler sürüyordur. Ben ise göz açıp kapayıncaya kadar en uzak tepeye gidip dönebilirim.”
Kaplumbağa, tavşanın sözlerine kızmamış. Başını kaldırıp sakin bir sesle şöyle demiş:
“Doğru, sen benden çok daha hızlısın. Ama hız her zaman kazandırmaz.”
Tavşan kahkahalarla gülmüş.
“Ne demek istiyorsun? Bu ormanda beni geçebilecek kimse yok.”
Kaplumbağa gülümsemiş.
“İstersen bunu deneyelim. Seninle yarışalım.”
Bu sözleri duyan ormandaki hayvanlar büyük bir merakla toplanmış. Tilki, geyik, sincap, kuşlar ve daha niceleri yarışı izlemek istemiş. Yarışın başlangıç ve bitiş noktası belirlenmiş. Hakem olarak da dürüstlüğüyle tanınan baykuş seçilmiş.
Baykuş yüksek sesle bağırmış:
“Hazır… Başla!”
Tavşan ok gibi fırlamış. Daha ilk birkaç saniyede kaplumbağayla arasına büyük bir mesafe koymuş. Arkasına dönüp baktığında kaplumbağanın hâlâ başlangıç noktasından pek uzaklaşamadığını görmüş.
“Bu iş çok kolay,” diye düşünmüş tavşan. “Beni yakalaması mümkün değil.”
Bir ağacın gölgesine uzanmış.
“Biraz dinleneyim. Sonra nasıl olsa birkaç sıçrayışta bitiş çizgisine ulaşırım.”