Yazabilmek için sessizliğe ihtiyacım var ve yazamazsam da nefes alamıyormuş gibi hissediyorum. Ayrıca bana eşlik eden karakterlerim var, onları da gerçek insanlara tercih ederim. Karakterlerim yalan söylemiyor en azından bana....
Kur'ân'da Hz. Yusuf'un rüyaları tabir ettiği sahne Yusuf Suresi'nde şu şekilde anlatılır:
(36) Onunla beraber iki genç daha girmişti hapse. İşte bu iki gençten biri (bir gün): "Rüyamda kendimi şaraplık üzüm sıkarken gördüm" dedi. Öteki: "Ben de kendimi başımın üzerinde ekmek taşıyor gördüm, öyle ki kuşlar ondan (koparıp koparıp) yiyorlardı". [Bu iki genç:] [Yusuf'tan] "Bu (rüyaların) gerçek anlamını haber ver bize!" diye rica ettiler, "Çünkü, görüyoruz ki, sen, [rüyaların nasıl yorumlanacağını] iyi [bilen] kimselerdensin".
Bütün bilinecek ve anlaşılacak olan (moksha, Tanrı, gerçek) burada ve şimdidedir, tam bu ânın içindedir. O yüzden bir bakımdan, ruhsal arayış herhangi bir şey için değildir. Herhangi bir nesne için değildir. Olanı bilmek içindir ve bu biliş sen ânın içinde olduğunda gelir.
Anda olmak sırrın kapısıdır veya açık sırdır diyebilirsin. Anda olmak açık sırdır.
"Cehennem efsanelerini korkuyu gereksiz yere besleyen dinler yaratır.Ama tümüyle gerçek,sahici bir cehennem vardır ki,o da varoluşun kendisine bağlı iç daralmasıdır.Yaşamak korkmaktır;ölümden,hastalıktan ,cezadan, tanrılardan,vicdan azaplarından korkmak;gerçek ya da hayali kötülüklerden duyulan bu korku yaşamın ayrılmaz bir parçası olsa da yaşama isteğine bağlıdır;ben'in kendisini olumlamasıyla kaygıları arasındaki bu sürekli gerilim varoluşçu bunaltıdır,cehennmedir:"Herkes kendinden kaçmaya çalışıyor,ama belli ki kendinden kurtulamıyor, kendine rağmen kendine bağlanıyor,kendinden nefret ediyor."Çıkış yolu ise ölümdür."