Oldu
Kimi güler, kimi ağlar bu şiire Gavur bizi bizden edeli han oldu. Keyif ehli olduğumuz o anlar çile Yüzler güler, ciğer göz göz kan oldu. Aldılar elimizden kültür sazını, Vurdular tâ göğsünden sancak atını, Gavur türaba dikmeden bayrağını, Türk-İslam denen yer, Frengistan oldu. Bayramları ziyaret gezerdi Kayı Boyu, Şimdi deniz, güneş, kum, kıyı boyu... Tohum, tarla bin yıllık, soy kimin soyu? Çınar bir kovuk kaldı bak, viran oldu. Dergâhta sabahlanan geceler bitti, Oyulan özümüze kurşun döküldü, Çıban çobanla karıştı, bizi güttü Ehlisi olmayan dâd, başa irfan oldu. Acemlerin mahdumu olsa da aruz, Şeyh'in aşkındaydı nefsine taarruz, Gâlib fağri olmayınca doğdu ruz, Gecesi hece, yarını katran oldu. Herkesler her şey oldu yapay zekâyla, Kafiyeden nefes almadı mânâ, Herkes birer Yunus, birer Mevlâna(!) İki kıta, bir kitap, bak divan oldu (!)
Koşma
1243 yılındaki Kösedağ Yenilgisi, Anadolu Selçuklu Devleti’ni ani bir yıkıma uğratmadı; aksine devleti yaklaşık 65 yıl sürecek bir bağımlı koruma (vasallık) dönemine soktu. Selçukluların 1308 yılına kadar kağıt üzerinde de olsa varlığını sürdürebilmesi, Moğolların (ve daha sonra İlhanlıların) doğrudan yönetim kurmak yerine dolaylı bir sömürü mekanizmasını tercih etmelerinden kaynaklanıyordu. Kösedağ Savaşı'nın hemen ardından yapılan anlaşmayla Selçuklular, Moğollara yıllık muazzam bir haraç ödemeyi kabul etti. Bu haraç; tonlarca altın, binlerce at, koyun ve kumaş balyalarından oluşuyordu. Moğollar için Anadolu’yu bizzat asker ve bürokrat göndererek yönetmek hem maliyetliydi hem de coğrafi olarak zordu. Bu yüzden, Selçuklu vergi ve idari mekanizmasını bozmayıp bir "vergi acentesi" gibi kullanmayı daha kârlı buldular. Vergi düzenli ödendiği ve Moğol ordusuna askeri destek sağlandığı müddetçe Konya’daki sultanın tahtında oturmasına izin verildi. Moğollar, Selçuklu hanedanının yeniden güçlenip bir tehdit haline gelmesini engellemek için taht kavgalarını körükledi. Çoğu zaman tek bir sultan yerine, kardeşleri aynı anda tahta ortak ederek devleti ikiye ya da üçe böldüler. II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in ölümünden sonra oğulları II. İzzeddin Keykâvus, IV. Rükneddin Kılıç Arslan ve II. Alâeddin Keykubad arasında kurdurulan üçlü saltanat (ortak yönetim), merkezi otoriteyi tamamen felç etti. Sultanlar, kendi kardeşlerine karşı Moğol hanlarından yardım istemek zorunda kalan birer kuklaya dönüştü. Bu dönemde gerçek siyasi güç, sultanlardan çok Moğollarla ilişkileri yönetebilen güçlü Selçuklu vezirlerinin ve bürokratlarının eline geçti. Bu dönemin en sembolik figürü Pervâne Mu‘îneddin Süleyman'dır. Pervâne, zekice bir diplomasi yürüterek yaklaşık yirmi yıl boyunca Tebriz’deki
Tarih
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
📚 + ☁️ = 📸📷 ​1. Fyodor Dostoyevski - Yeraltından Notlar ​"Öyle bir zaman geliyor ki, insan artık sadece nefes almaktan bile yoruluyor." ​2. Yusuf Atılgan - Aylak Adam ​"Dünyanın bütün yolları yalan, bütün insanları iki yüzlü." 3. Lev Tolstoy - İvan İlyiç'in Ölümü ​"Doğru yaşadın mı İvan İlyiç, doğru yaşadın mı?" ​4. Mihail Bulgakov - Köpek Kalbi ​"Zorla bir şeyi elde edebilirsin ama zorla bir şeyi sevdiremezsin." 5. Jack London - Martin Eden ​"Zekânın en acı verici yanı, aptal bir dünyada yaşamak zorunda olmasıdır." ​6. Émile Zola - Nasıl Ölünür ​"Zenginlerin canı tatlıdır, fakirlerin ise hayatı ucuz." ​7. Marlo Morgan - Bir Çift Yürek ​"Sen, sonsuzluğun içinde bir an'sın." 8. Michel Foucault - Hapishanenin Doğuşu ​"İktidar sadece yasaklar koymaz; o aynı zamanda hakikatler de üretir." ​9. Şermin Yaşar - Söyleme Bilmesinler ​"Bazen susmak, en gürültülü çığlıktır." 10. Osamu Dazai - İnsanlığımı Yitirirken
Alıntı
Gerçek olan bu ya? Gönlü zarif olanın, İmtihanı ağır olur..!
Yunus Emre üzerine elimizde olan şey, tuhaf bir biçimde, çok fazla şiir ve çok az hayattır. Doğum yeri, ölüm tarihi, hangi Yunus'un "gerçek" Yunus olduğu — bunların hepsi tartışmalıdır. Bu boşluk genellikle "menkıbevi bir figürün doğal kaderi" olarak açıklanır: zaman, efsaneyi gerçeğin önüne geçirmiştir. Ama bir başka okuma da mümkündür. Tarih, bazen insanları unutarak değil, onları belirli bir çerçeveye sığdırarak hatırlar. Bir figürün hayatı ne kadar az belgeliyse, o figür üzerine kurulan anlatı o kadar serbestçe biçimlenebilir — ve bu serbestlik, bazen tesadüfi değil, işlevseldir. Yunus'un "saf, dünyadan habersiz derviş" imgesi, onun gerçekte ne yaptığını gizlemek için kurulmuş bir imge olabilir mi?
Tarih
​kalbimi yumusatmak istiyorum, ama bir yan hep tetikte. sanki biri biraksa digeri zarar gorecek gibi. oysa mesele secmek degil, ayni anda ikisini de tutabilmek. kalbin hissetsin, aklin sinir cizsin. kalple gormek baska bir sey, insanin niyetini sezmek, soylenmeyeni duymak. bu bir zayiflik degil, bu incelmis bir farkindalik. ama her gordugunu ciddiye almak zorunda degilsin, her oyunu bozmak, her hesabi cozmek. bazi seyleri gormek, ama odaklanmamak gerek. -yumusak bir kalp, herkesi icine almak demek degil kiminle ne kadar acilacagini bilmekle ilgili, belki de. - akil seni korusun, kalp seni sen yapsin. biri duvar orsun, digeri kapi acsin. her seyi fark etmek zorunda olmamak. bazi seyleri gorup, yine de buyutmemeyi secmek. sanirim gercek guc, her seyi bilmekte degil, bazi seyleri bilip yine de yumusak kalabilmekte