Bir nesne hakkında ne kadar çok şey bilirsek, o nesne o kadar yabancılaşır. Tersine söylersek, bir nesne hakkında ne kadar çok şey bilirsek, özne olarak adlandırdığımız şeyin, bir nesneden farklı olan özel bir şey olmadığını o kadar fark ederiz. Evrime göre, DNA'mı insan olarak aktaracak kadar insan gibi görünüyorum ve davranıyorum. Bu "tatmin edicilik", beni insan yapmak için yeterlidir. Bir bilgisayar programının, bir Turing testinde bir insan gibi görünmesi ve davranması, onu bir insan yapmaya yeter. Dolayısıyla, sırayla bir insan gibi görünüyor ve davranıyorum. Yaşam 2.0 mümkündür; yani "orijinal yaşam", zaten yapay olan yaşam 1.0'dir. Yaşam, yaşam-olmayandan oluşur. Öyle ki DNA, RNA ve kimi silikatlar gibi kopya moleküller ne canlıdır ne de canlı değillerdir; daha ziyade, ironik şekilde, yaşayan ölü gibi, kendi dengesizliklerini ortadan kaldırmak için kendilerini çoğaltmakta ısrar ederler. Bunun; nükleotitler ve kuarklar gibi daha küçük veya daha basit şeylerin, amipler, atlar ve zihinler gibi orta büyüklükteki şeylerden daha gerçek olduğu anlamına geldiğini söyleyen eleyici materyalistler, Asimetri Çağı'ndaki şeylerin zorunlu izgesel özelliklerini inkâr ederler. Varlığa dair bir şey doğası gereği ürkütücü, rahatsız edici biçimde belirsizdir. "Oyunu kuran şey, neticede, onun oyun olup olmadığını bilmiyor olmanızdır."
Sayfa 226·Kitabı okuyor
Alıntı
Gerçek bizim nemize yetmiyor?
Masal ilerledikçe aklın büyümeye başlayacak. Bir kurt düşecek içine, "Belki ... " diyeceksin. "Belki de masal değildir bunlar ... " Sonra o ağır taş gelip oturacak kalbine: "Ya değilse!" İşte, sadece bu soruyu bulmanı bekliyorum. Bütün cezalara razı olup kalemi elime alışım bu yüzden. Ey okur, masallar bizim gibi fakir fukaraya mı kal­mış? Gerçek bizim nemize yetmiyor?
Sayfa 12 - Can yayınları·Kitabı okuyor
Edebiyat
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
“Her görünüm gerçek dışıydı, bu durumda göze güvenilemezdi.”
"İnsanlar gün bitiminde eve götürecekleri gerçek bir şeyin yokluğundan ötürü ölüyorlar; bu bir metafor de­ğil. En çılgınca saçmalığı bile kabul etmeye nasıl da hazır.."
Sayfa 40 - İletişim Yayınları
Bizim, bazen, belki de hep, göğsümüze doğru esen rüzgârın, bir gün ense kökümüzün bir karış altından iteceği ümidini hiç kaybetmedim; ve bu ümitle her çileye katlandım, didindim, çabaladım, yaşadım, Can gidebilir, fakat bu ümit gitmez. Bu ümit, Mevlâ neylerse güzel eylediğini bilenler içindir. Allah yolunun gerçek mazlumlarına selâm olsun!...
Sebil yayınevi/1966 basım
Yıl 1930…
“Türkiye çok partili rejime geçmeli mi? Düşünsel olarak bu soruya bu masanın etrafında bulunanlardan hiçbiri hayır demeyecektir. Hepimiz ülkemizin muassır medeniyetler seviyesini bir an önce yakalamasını istiyoruz. Öte yandan yine hepimiz biliyoruz ki bir ülkede, toplumun büyük bir çoğunluğunun eğitim düzeyi düşükse, o ülkede gerçek anlamda demokrasi gerçekleşmez. Varmış gibi yapılır, o kadar. Seçim, ortalamanın üzerinde bir bilinç düzeyini gerektirir. Hem bireysel hem toplumsal anlamda. Bir başka deyişle, gerçek anlamda demokrasi, muhakeme süreçlerine sahip toplumların işidir. Aksi takdirde kaos olur. Tıpkı şu anda ülkemizde olduğu gibi.”
Sayfa 116·Kitabı okuyor
Alıntı