Ggokche

Ggokche
Sakallar ve Bıyıklar
Akıl sağlığını yitirdiği gerekçesiyle V. Murad'ın yerine genç Abdülhamid tahta oturtulduğunda birçok kişi onu hâlâ vekil padişah görmekteydi. Dolayısıyla şehzadelerden Kemaleddin Efendi tahta oturur oturmaz sakal bırakmaya başlamasına esef etmiştir. Çünkü sakal bir sultan ayrıcalığı olduğundan şehzadelerin sakal bırakmamaları, sadece bıyıklı olmaları kadım bir saray geleneğiydi. Yeni sultan sakalını tahta çıkış gününde uzatmaya başlardı kı bunun dualarla törensellik içinde ilan edilmesine irsal-i lihye denirdi.
Sayfa 29 - Fol·Kitabı okudu
Edebiyatın En Tatlı Eşleşmeleri!
Peki ya sizin favori kitabınız hangi tatlı olurdu?
İlk karşılaştığımızda küçük parmağıyla işaret edip ona doğru eğilmemi istemiş, kulağıma şaşırtıcı bir sır verir gibi "biliyor musun" demişti, "bin beş yüz diye bir sayı varmış." "Gerçekten mi?" demiştim şaşırmış gibi yaparak. "Yemin ederim," demişti, "bugün arkadaşım söyledi."
Sayfa 11 - Everest·Kitabı okudu
Misafirlik Tesellisi
Sabahları evinden, akşamları işyerinden ve girdiğin dükkânlardan çıkman; bindiğin arabalardan, otobüslerden inmen; geceden gündüze, gündüzden geceye varman; kıştan bahara, bahardan kışa ulaşman bu kederin de yok olup gideceğini göstermiyor mu? Dinlediğin şarkının sona ermesi, okuduğun şiirin son mısrası, seyrettiğin filmin son sahnesi, yaşadığın kederlerin de bir gün biteceğini hatırlatmaya kâfi değil mi? Uykunda ölü mü, uyanmanda dirilişi yeniden yaşadığın gibi, bu dertlerin de bir gün sana veda edeceğini hissetmiyor musun? Oturduğun koltuktan kalkmanda, girdiğin odadan çıkmanda, bir gün başındaki bu musibetin de geçeceğini göremiyor musun? Bir şeyin başlangıcı varsa, bitişi de olmak zorunda değil mi? Bulunduğun odada misafirsin. Yaşadığın şehirde misafirsin. Dünya gezegeninde misafirsin. Samanyolu Galaksisi' nde mi safirsin. Bu odadan çıkacağın; bu şehirden ayrılacağın, nihayetinde bu fani dünyayı terk edeceğin nasıl muhakkak ise, bu musibetteki misafirliğin de öyle kesindir.
Sayfa 16 - hayykitap·Kitabı okudu
Sözcüklerin büyüsü dedim. Aman ne büyük laf! Çoktan kayboldu o büyü artık. Biz büyürken sanki gizli bir el, sonsuzluğa yazılmış sandığım bütün o sözcükleri alıp gitti, yerine ilkellerin anlaşmasına yetecek basitlikte elektronik bir sözlük bıraktı. Gittikçe kısalan cümlelerle, gittikçe hızlanan anlatım biçimleriyle, yüzyıllarca yazılsa da tam olarak anlatılamayan bir duygunun bir şarkıda en basit haliyle tekrarlanmasıyla yetiniyor mu herkes artık? Sanırım evet, yetiniyor. O zaman kim bu devirde, televizyondaki bir diziyi, çalıp duran telefonda bir arkadaşın anlattıklarını, tanıyıp tanımadığı insanlara olur olmaz notlar yazmayı, bilgisayar başında geçi rilen saatleri, akşama gidilecek eğlenceyi bırakıp da yüzlerce sayfalık bir romanı, satırlarını, bölümlerini atlamadan okur?
Sayfa 53·Kitabı okudu
Bugün artık pek çok semtte, uzun ağaçların, yaban bitkilerinin, bakımsız otların arasında yüzyıllar öncesinden kalma, üzerindeki isimler silinmiş, sarıklı, kavuklu mezar taşlarının hemen yanı başında yepyeni sitelerin yükseldiğini görebilirsiniz. Kimi zaman ölülerle yaşayanlar arasındaki bu yakınlık öylesine iç içe geçmiştir ki sanki bu eski mezarlar yeni evlerin salonunda bir antika eşya gibi kalacak ve kimse buna şaşırmayacak gibi gelir bana. Bir Bizans duvarına, uzak geçmişin surlarına yaslanmış şu pembeye, mora boyalı gecekondunun derme çatmalığı, sanki bize zamanın, bütün bu zamanda kurmaya çalıştığımız onca şeyin boşunalığını anlatır. Sanki anlarmışız gibi...
Sayfa 38·Kitabı okudu