Simsiyah bir gece ve ben koynunda yapayalnızım. Gece geç saatlerde, bilhassa 00.00 sonrasında insan yalnız hisseder. İsterse milyonlar olsun yanında, bir kez de olsa tadacak o hissi yürek. O hissi geçirmek zordur, hatta imkansıza yakındır da. Durur düşünürsün, tavanı, tavandaki lekeleri ve her bir şekli ezberlersin zamanla. Bakarsın saate, kaç saat uyuyacağını merak edersin ve yatağa girdiğinde henüz gece yarısına yeni gelmiş olan saat, bir bakmışsın gecenin üçü olmuş. Bir gaflet yatmazsan o saatte, tebrikler; sabahın beşine sürgün yedin.
Ve lanetlendin.
Sabahın ya da gecenin beşi, fark etmez. Sürdün yediğin o saatten sonra uyusan yetmez, uyumasan gitmez. Düşünceler bir kemirgen olup beynini yok ederken ağır ağır baş ağrısı sızar içeri. Kumlar fırlatırlar gözlerine, kıpkırmızıdır beyaz olması gereken kısımları. Mor halkalar misafir olur gözlerinin altına. Uyutmaz sabah beşler, gece üçler. Uyutmayan aslında düşünceler.
Yorgunluk daimi yoldaşın, huzursuzluk ebedi dostun olur yanında, bir gölge gibi takip ederler seni. Gölgenden kurtulabilir misin?
Simsiyah gecenin koynunda, yapayalnız hisseden herkese.
Yalnızlık aslında en büyük kalabalıktan taşar ve sen o kalabalığın içinde kendine bile yabancı kaldığında ruhundan sürgün yemiş gibi uçsuz bucaksız, ışık görünmeyen o yola girersin; gördüğün ilk ışığa koşma çünkü karanlık bir tünelde gördüğün her ışık kurtuluşun olmaz.
Trenler de tünele ışık tutar, o ışığa kanma, emin olmadan adım atma ve unutma; en yalnız anında bile sen varsın yanında.