Peygamber Efendimiz’in (sav) fitne dönemleriyle ilgili hadisini hatırlamakta fayda var: “Fitne zamanında oturan ayakta durandan, ayakta duran yürüyenden, yürüyen koşandan daha hayırlıdır.” Bu hadis ilk bakışta pasifliği tavsiye ediyor gibi görünebilir. Oysa bana göre burada verilen mesaj çok farklıdır. Çünkü Efendimiz adaleti ayakta tutmayı, doğru şahitlik yapmayı ve zulme karşı durmayı da emretmiştir.
Burada anlatılan şey, insanın aceleciliğine karşı yapılan bir uyarı olsa gerek. Fitne zamanlarında insanlar çoğu zaman gerçeğin peşine değil, tarafların peşine düşerler. Bir haber duyulur, bir iddia ortaya atılır, bir ekran görüntüsü paylaşılır ve insanlar daha ne olduğunu tam anlamadan koşmaya başlarlar. Bir kısmı savunmaya, bir kısmı suçlamaya koşar, bir kısmı da başkalarının koşusuna katılır.
Oysa ortada henüz bütün yönleriyle ortaya çıkmış bir hakikat yoktur. Belki de hadisin bize öğrettiği şey, her duyulan şeyin peşinden koşmamak, her iddiaya sahip çıkmamak, her kavgada taraf olmamaktır. Önce durmak, dinlemek, araştırmak, anlamaya çalışmak; sonra da karar vermek en uygun davranıştır.
Bugün sosyal medya çağında yaşadığımız birçok problemin temelinde bu acelecilik yatıyor. İnsanlar bazen hakikati öğrenmek için değil, çoktan verdikleri hükmü doğrulatmak için araştırma yapıyor, olgu bükme yoluna giriyorlar. Bir insanı seviyorsak onunla ilgili bütün suçlamaları reddediyor, bir insandan hoşlanmıyorsak onunla ilgili bütün suçlamalara hemen inanıyoruz. Böylece hakikat ikinci plana düşüyor.
Bunu yapanlar gerçekten hakikati mi arıyor, yoksa hakikatin bazı parçalarını kullanarak yeni bir hikâye mi kuruyor? Çünkü günümüzde insanların önemli bir kısmı olaylarla değil, tarafların kimlikleriyle ilgileniyor. Bir olay yaşanıyor ve ilk sorulan soru çoğu zaman “Ne olmuş?” değil,