Dönence
Simsiyah bir gece ve ben koynunda yapayalnızım. Gece geç saatlerde, bilhassa 00.00 sonrasında insan yalnız hisseder. İsterse milyonlar olsun yanında, bir kez de olsa tadacak o hissi yürek. O hissi geçirmek zordur, hatta imkansıza yakındır da. Durur düşünürsün, tavanı, tavandaki lekeleri ve her bir şekli ezberlersin zamanla. Bakarsın saate, kaç saat uyuyacağını merak edersin ve yatağa girdiğinde henüz gece yarısına yeni gelmiş olan saat, bir bakmışsın gecenin üçü olmuş. Bir gaflet yatmazsan o saatte, tebrikler; sabahın beşine sürgün yedin. Ve lanetlendin. Sabahın ya da gecenin beşi, fark etmez. Sürdün yediğin o saatten sonra uyusan yetmez, uyumasan gitmez. Düşünceler bir kemirgen olup beynini yok ederken ağır ağır baş ağrısı sızar içeri. Kumlar fırlatırlar gözlerine, kıpkırmızıdır beyaz olması gereken kısımları. Mor halkalar misafir olur gözlerinin altına. Uyutmaz sabah beşler, gece üçler. Uyutmayan aslında düşünceler. Yorgunluk daimi yoldaşın, huzursuzluk ebedi dostun olur yanında, bir gölge gibi takip ederler seni. Gölgenden kurtulabilir misin? Simsiyah gecenin koynunda, yapayalnız hisseden herkese. Yalnızlık aslında en büyük kalabalıktan taşar ve sen o kalabalığın içinde kendine bile yabancı kaldığında ruhundan sürgün yemiş gibi uçsuz bucaksız, ışık görünmeyen o yola girersin; gördüğün ilk ışığa koşma çünkü karanlık bir tünelde gördüğün her ışık kurtuluşun olmaz. Trenler de tünele ışık tutar, o ışığa kanma, emin olmadan adım atma ve unutma; en yalnız anında bile sen varsın yanında.
Alıntı
İstemek
İnsana anlatilacak ve insanin anlayabileceği şeyler değil. Aklı hatirlamayacak anlatsan. Uzun bir kitaptan bahseder gibi konusuyla anlatsan, insan aklı anlattiğini " bana sıkıcı bir kitaptan bahsetti" diye hatirliyacak. Bir kısa yol yaratacak aklı, genel bir çerçeve. Anlat istersen ama insan zihni dünyada daha yaşamakla haşır neşir, yaşamak budalası daha, tatmadığı yemekler var, görmediği gezmediği yerler var, Allah ömür vermiş yaşıyor yaşayacak,günü gündüzü geceyi daha önce hiç görmemiş gibi durmadan aynı yaşamak iştahıyla sofrasında koca bir şarap kadehini peşpeşe diker gibi dikip devirecek, doymayacak insan yaşamaya ve doymak ne kadar yabancı yaşlılara özgü bir kelime, daha neler var yaşanacak, aklı hep telaşlı kalbi hep hızlı, anlat istersen bu kalabalığa "önce durun ama" deyip eğer gerçekten aralarında duran çıkarsa. Yaşlandığında daha çok dinleyeceksin insan. Ve bir zaman sonra sadece dinlerken son zamanlarına doğru artik, yaşayan diğerleriyle arana tılsımlı bir duvar girecek. Her şey yavaş yavaş her şey sakin. Bunu biliyor musun insan? Yaşayanlarla aranda yükselecek hayattaki sevdiklerine bile , konustuklari konulara, verdikleri tepkilere, onemsedikleri seylere ve isteklerine yabancilasacagin o zamanin neye benzeyecegini biliyor musun? Simdi deli gibi durmadan yasamak istemek ve kosmak derdindeki bu budala halinden eser kalmayacak. Sakinleseceksin insan. Isteklerin oyle bir azalacak ki yine de ne aç ne susuz kalacaksin. Bir duvar sen ve diger her sey arasinda ağır ağir yukselecek. Sana bu duvarın yükselişini anlatsam senin aklın hazır mı miden dolu mu vaktin var mı insan? "Ben hiç bir şey anlatmaya değmem arzularımın steklerimin peşindeyim" der gibi baktın bana ben de sana daha konuşmadan saygı duyamadım. Sen dinlemedin ben anlatmadim. Bir duvardan bahsetti
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
From dizisi gibi sadece kafada soru işareti bırakıyor.
1000Kitap
Gerçektende böyle mi?
Bazı duygular vardır; ne kadar anlatmaya çalışsan da kelimelere tam sığmaz. Çünkü onların problemi anlaşılmamak değildir. Onlar zaten baştan beri açıklanabilecek şeyler değildir. İnsan bazen hayatının tam ortasında durup etrafına bakar ve her şey yerli yerindeyken bile içinde tarif edemediği bir eksiklik hisseder. Ne olduğunu bilmez. Nereden geldiğini bilmez. Sadece orada olduğunu bilir. Bu yüzden bazı özlemler çok gariptir. Bir insana benzemezler. Bir şehre benzemezler. Bir anıya da benzemezler. Sanki hatırlaman gereken bir şeyi unutmuşsun da neyi unuttuğunu çıkaramıyormuşsun gibi dolaşırlar içinde. Belki de insanın içini en çok burkan şey kaybettikleri değildir. Çünkü kayıpların bir adı vardır. Yas tutulur, acısı yaşanır ve zamanla insan onunla yaşamayı öğrenir. Asıl zor olan, neye ait olduğunu bilmediğin duygulardır. Çünkü bazen ortada eksik olan hiçbir şey yoktur ama yine de eksik hissedersin. Bazen hayat sana bir şeyini geri vermek zorunda değildir; yine de içinde bir özlem taşımaya devam edersin. Belki de insan olmanın en tuhaf tarafı budur. Kendimizi yalnızca yaşadıklarımızla değil, anlamlandıramadıklarımızla da inşa ederiz. Bir kısmımız hatırladığımız şeylerden oluşur; bir kısmımız ise nedenini bilmeden içimizde taşıdığımız hislerden. Ve belki de bazı duygular cevap bulmak için değil, bize hâlâ hissedebildiğimizi hatırlatmak için vardır.
Herkes neden hayatımızda herşey mükemmel ilerliyorda, Biz hata yapıyoruz gibi hissettiriyor..
İnsan özünü nasıl fark eder? Gözüme batan bazı yanlarım var. Belki normal olmayan. Az çok farkındayım nedenlerinin de. Ama ya durum sandığım kadar vahim değilse. Ya sadece çevredeki insanlar gibi değilsem? Evet biraz zorluyor beni o yanlar. Doğru düzgün kimseyle paylaşmadım. Cilalı bir çekingenlik benimkisi yani. Sanırım kendimi birileri gibi olmadığım, daha rahat davranamadığım için uyumsuz, farklı hissediyorum. Hissetmekten de ziyade biliyorum. Eskiden korkunç şiddetliydi bu his. Öyle ki organlarımın yerine kadar bir farklılık hissediyordum, böyle yazmıştım bir gün.