Mehmet Sadık Aran, Kuzey Azerbaycanlılar (yani Rusya elindeki Azeri Türklerinin çoğu gibi) Şii idi. İslâ-miyet'i iyi biliyordru. Fakat Kuzey Azerbaycanlılar daha çarlık zamanında din meselesini kesin şekilde halledip lâyıkleştikleri için onda dinî taassup diye bir şey yoktu. Türkiye'de şu son yirmi yılda çoğalan yobazların asla hazmedemeyecekleri şekilde konuşuyordu. Bir telefonda hatır sorarlarken "Nasılsın? Ben bir Sünni namazı kıla-cağım. Sen de orada Şii namazı kıl" diye takılmıştı. İstanbullu kibar bir öğretmen hanımla evliydi. Bir gün Cihangir'deki evinde kendi demlediği nefis çayı içerken yine böyle konuşunca hanımı bana: "Kuzum bu nedir Allah aşkınıza? Sünni mi, Şii mi, dinsiz mi, nedir, ben hâlâ anlayamadım" demiş, ben de: "Hiç biri değil Şamanî" diye cevap vermiştim. Mehmet Sadık Aran, şakacı tavrı ile "Hah! İşte, tamam" diye tasdik etmişti. Şaka ve mizah onda esaslı bir karakterdi.
Özgürlük,cıva gibi bir şey; sıkıştırdığınız yerden başka bir tarafa kayıyor.Özgürlüğün temelinde bir isteğin;bir arzunun bulunması gerekiyor.İkinci olarak,bu isteği gerçekleştirecek irade ve güce sahip olmalısınız.Eğer bir şeyi yapmak istiyor ama yapamıyorsanız, burada özgürlükten değil,acziyetten bahsederiz.
Renoir'ın sevgilisi, Fransa'nın Champagne bölgesinin güney köylerinden biri olan Essoyes'dandı. Güzel, etine dolgun ve genç bir kadın olan Aline'in köy kökenli olması nedeniyle sahip olduğu belirgin aksanı Renoir'ın arkadaşlarınca sık sık alay konusu oluyordu. Tüm bu şakalar kötü niyetli olmasa da Aline'in yetiştirilme tarzı ile Renoir'ın kaynaştığı üst sınıf ve burjuva yaşamı birbirine uymuyordu ve Renoir'ın Aline'le ilişkisi, desteğine çok gereksinim duyduğu bu kişilerce kabul edilemezdi. Aline konuşmasa bile görünüşü, giyimi ve tavırlarıyla zengin ve incelikli kadın ardan hemen ayırt edilebilirdi. Bu yüzden Renoir onu ve oğlu Pierre'i çevresindekilerden bir sır gibi saklamıştı.