Aşık mı oldun yoksa? Çünkü şu an içinde bulunduğun durumun tek açıklaması bu olabilir. Herkesin bildiği gibi, aşık olmak kendini artık tanıyamamak demektir.
Zihni bir mercan resifi gibi gizemli, karmaşık, metabolizması sürekli değişen, güzel ve tehlikeli şeylerle dolu bir yapı olarak düşünmeyi tercih ederim.
MAĞARADAN ÇOCUKLARA
YANSIYAN-I
Yolunuzun üzerinde oyuncaklar
Karpuz kırmızısı
Muz sarısı
Ölüm siyahı
Siz hangi ülkenin sürgünüsünüz çocuklar
Eflatun bir mağaradan
Âmâ gibi bakarken gözleriniz
Neden öyle yaşlanmışsınız
Ecel kadar hüzünlü
Sonbahar kadar güzelsiniz
Çocukluk boyunca yaşama doğru büyürsün ve ergenlikte, yani hayatın zirvesinde, ölüme doğru büyümeye başlarsın. Ölümlülük, hoşça karşılanması, kucak açılması gereken bir genişleme hali gibi hissedilir. Bu kültürde
gençler için, yetişkinliğe geçiş hapishaneye girmekten farksızdır. Ölüm onlara bu hapishaneden çıkış yolları bulunduğunu hatırlatır. "huzurlu bir ölüme yarı aşıktım.” demişti yirmi sekiz yaşında yaşamını yitiren
Keats. Biz de öyleydik, o devirde aşık olduğumuz ölümün kendisi değil, sadece fikriydi.
Öte yandan sevmek, nefes almak gibi değil mi? İçgüdüsel? Doğuştan bildiğimiz bir şey değil mi? Yoksa sevmek, Fransızca konuşmak gibi mi? Kimse size öğretmezse asla akıcı olamazsınız, pratik yapmazsanız unutursunuz…