"Biz sana sakin ol deriz, sen tedirgin olursun can. İkisi arasında teslimiyet gibi upuzun bir fark vardır." Vefa sultan, 2. Sezon 8. Bölüm
Görünmez Gardiyanlar: Korku Toplumu ve Otomatik Pilotun Esareti
İnsanlık tarihi boyunca inşa edilen en büyük hapishaneler, etrafı taş duvarlarla ve dikenli tellerle çevrili olanlar değildir. En kusursuz, en korunaklı ve firarı en zor olan zindanlar; parmaklıkları biyolojimizle örülmüş, anahtarı ise manipülasyon teknikleriyle saklanmış zihinsel kafeslerdir. Modern dünyanın işleyişine, kitle iletişim araçlarına ve toplumsal dinamiklere dikkatle baktığımızda, insan bilincinin uyanmasını engelleyen devasa bir mekanizmanın tıkır tıkır işlediğini görmek mümkündür. Bu mekanizma, gücünü uzak galaksilerden veya gizli dünyayı yöneten elitlerin laboratuvarlarından değil; doğrudan bizim en ilkel biyolojik dürtülerimizden almaktadır. 1. Korku: Beyni "İlkel Moda" Esir Eden Silah İnsan beyninde korku ve tehdit algısını yöneten amigdala gibi yapılar, evrimsel geçmişimizin en eski ve en hayati parçalarından biridir. Bir insan korktuğunda, kaygılandığında veya gelecekle ilgili derin bir endişe duyduğunda, beynin çalışma öncelikleri tamamen değişir. Üst düzey düşünen, sorgulayan, felsefe yapan ve "Temet Nosce" (Kendini Tanı) düsturuyla "Ben kimim?" sorusunu soran modern kısım, yani prefrontal korteks adeta devre dışı kalır. Biyolojik sistem, enerjiyi soyut düşüncelere harcamak yerine tamamen hayatta kalmaya odaklar ve beyin tamamen "Savaş veya Kaç" moduna geçer. Korku ve endişe içindeki bir insan topluluğu şu refleksleri geliştirir: Sorgulamaz, sadece itaat eder: Güvenlik arayışı, özgürlük ve muhakeme ihtiyacının önüne geçer. Büyük resmi göremez: Algı alanı daralır; kolektif bilincini ve geleceğini düşünmek yerine sadece o anki akut tehlikeye veya yapay krizlere odaklanır. Manipülasyona açık hale gelir: Kendisine bir kurtuluş veya güvenlik vaat eden her türlü otoriteye ve yönlendirmeye en savunmasız halindedir. 2. "Beslenme" Mekanizması:
Duygu ve Düşünce
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
SELİM GÜRBÜZER KİTAPLARI-KDY
GÜNEŞ DOĞUDAN DOĞAR Orta Asya’dan Nizam-ı Âlem’e SELİM GÜRBÜZER Uzun yıllar uğraşı sonucu oluşan Güneş Doğudan Doğar adlı eserim 2022 yılının son aylarında Kitap Yurdu Doğrudan Yayıncılıktan (KDY) okuyucuyla buluşup, yayımlanan eserim 9 ayrı bölümden oluşmakta. Ve bu eser 454 sayfa hacimlidir. Kitabın önsözünde şu ifadelere yer verdim: “Allah-ü Teâlâ ve Tekaddes Hazretlerine sonsuz hamdu senalar, Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v)’e salat ve selam olsun. Eser incelendiğinde Orta Asya’dan başlayan bu kutlu yolun Balkanlar’a uzandığını, oradan da Viyana kapılarına kadar uzandığını görürüz. Orta Asya’dan başlayan bu koşunun hem maddi hem de manevi cephesini okuyucuya ilginç geleceğini umduğum bir üslup çerçevesinde dikkatinize sunmaya çalıştığım görülecektir. Tabii ki, bu uzun soluklu koşuyu bir solukta anlatmanın mümkün olmadığının idrakiyle ortaya karınca kararınca ne koyabilirsek buna da şükretmemiz gerekecektir. Hem nasıl şükretmeyelim ki, hele bilhassa tarihi süreç içerisinde Başbuğu Hakanlara ışık saçan Gönül Sultanlarının manevi tasarruf ve sohbet iklimi altında bu eseri kaleme almanın hazzını almak bile başlı başına bizim için büyük bir nimet olsa gerektir.. Bu nedenledir ki eserin hazırlanmasında yaklaşık 10 yıllık bir süre içerisinde büyük bir titizlikle defalarca gözden geçirip olgunlaştığına kanaat getirdiğim noktada 2022 yılın son ayı itibariyle vira bismillah deyip siz değerli okuyucularımın beğenisine sunmuş durumdayım. Oldu ya, şayet anlatılması gereken gözden kaçan hususlara değinmeyip ya da anlatımlarımızda sürçülisan babından hatalarımız olduysa da şimdiden okuyuculardan bizleri mazur görmelerini dilerim. Her ne kadar Orta Asya’dan Nizam-ı âleme giden yolun tarihi akış çerçevesini tam
Mavi Yaka İncili
Bu şehirde yaşamanın bir imkanı var mıydı sorusuyla uyandı. Gözlerini açmasına rağmen uykunun dağılıp gitmediği, tam tersine vücut bütünlüğünün bekasına ters düşen bir düşten uyanırcasına kendisini bir kuşkunun ortasında buldu. Nefes alış verişini saydı. Sonra saatine bakıp yeniden zamanda süzülen bir yamaç kartalı gibi kaldırımda yürüyen insancıkları dişlemeye, bebekleri kundağından söküp derin vadilerin uç alüvyonlarına bırakmaya ant içti. İnsan hiçbir şey yapmak istemediğinde, ya da bir şeyler yapma hakkı elinden alındığında hayali cinayetler işleyip bundan aklanma senaryosu kurar zihninde. O da öyle yaptı. İneceği durağa karşı bir aşk beslemişti kimi zaman. Çoğu zaman sırf ineceği durağı düşlemek için biniyordu otobüse. Birde insanların onu ineceği durakta görüp 'ne adammış bu be! - -nasıl da hatırlıyor ineceği durağı tarzındaki haklı gurur nidalarına bıyık altından gülümseyerek ve göğüslerini şişirerek 'hehehe, ne sandınız beni' diyip evine gitmeyi de bulunmaz bir nimet belliyordu. Şimdi oldu mu bu. Yani bu düşünceler ne kadar da sefilce. Yalnızca Memlük sarayında bir kölemen bu kadar tik tak ehli olup anadan üryan tepetaklak olabilirdi. O da öyle yaptı. Yaprağa yeşil rengini veren klorofile dua edip ağaçları seyretti biraz hüzünle. Biraz hüzünle yaptığı şeyleri hatırladı. Ne kadar hüzünlendiyse artık unutmayı da bir erdem sayarak ağrıyan yerlerini güneşe çıkardı. Adam hastaydı. Güneşten saklanacak kadar bile korkuyordu dünyadan. İnsanlar tarafından bir hayli hırpalanmıştı. Gözlerini hiç nazar değdirecek kadar eğitmediğinden, dilini hiç budaktan sakınmayacak kadar sivriltmediğinden kıyıda kalmıştı. Göbeği eksen eğikliğinden kaynaklı diyabet iken, torbasında rızık adını verdikleri gayriahlaki savaşın hücum boruları ötüyordu. Kaşlarını eğip topal adımlarla, kambur
Ya olduğu gibi ya da olduğumuz gibi sevip sevilelim
Bir şeyi ya olduğu gibi kabul ediyorum ya da etmiyorum: Sade sodaya limon sıkmadığım gibi kahveye veya çaya şeker de eklemiyorum. Normalde yoğun tadları hiç sevmem ama kahveyi evde yapacağımda "Asra zift gibi yapıyor. Ben yaparım." diye ablam gidiyor. Bazen yapıp götürdüğümde "Zift içirmeyeceksin değil mi?" deyip gülüyordu. Ben de "Imm bugün vicdanlı günüm o yüzden bu sefer size göre hazırladım." diye gülüyordum. Ama benim azaltmış halim onlara hafif yine acı geliyormuş. Bir de bana demez mi "Sen eskiden nescafeyi yoğun sütlü içerdin. Neden Türk kahvesini zıkkım gibi içiyorsun?" "Artık çocuk olmadığım ve de baya yıl geçmiş olduğu için olabilir sanki ha, değişiklik ne garip (!)." deyip muzip ses tonuma bakışlarımı da eklemiştim. Aromaları baya hafif seviyorum, hafif halleri bana normal geliyor: Dokundurtmak yetiyor. (: Kendisi bunu bildiği için kahveyi böyle içmeme şaşırıyor. Ki ben aslında hep yaptığım gibi yaparken onlar azaltmış ama farkında değiller. Bazen o gelir "Bugün kahveyi ben yapacağım, nedense ağız tadıyla içmek istiyorum. Zehirlenmek değil der." Bazen ben de "Bugün kahveyi ben yapmak istiyorum kaç gündür özledim. Su içmek yerine keyifle kahve içmek istiyorum." derdim. Bir ara ilk kez içemediğim kahvenin telvesi küçük kupanın %65' i falandı. Ve söz de babam için yorgunluk kahvesi yaparken mayışmış olduğumdan ne kadar koyduğumu hem hatırlayamadım hem de ölçemedim. Kahveyi aldım babam ilk yudumunu içerken yüzünü buruşturmuş ama bir şey demedi. Ben de hiç ona bakmadığım için fark etmedim ta ki 3-4 yudumdan sonra telveye yetişip "Asra sen kahve değil telve yapmışsın. Direkt bardağa kahveyi atıp getirseydin daha hafif olurdu." deyince ilk şaka yapıp uğraştığını sandım. Sonra kendim yudum alırken "Oww cidden bu ne, içilecek kısmı o kadar az ki en azından
Grishaverse Evreni rehberi geldii
Leigh Bardugo bir sürü kitabı var ve hepsi birbirine karışıyor, Gölge ve Kemik veya Kargalar Meclisi kitaplarını okuyacakları için Serinin ilk üç kitabı: 1. Gölge ve Kemik 2. Kuşatma ve Fırtına 3. Çöküş ve Yükseliş Evreni bu kitaplarla tanıyoruz, yazarın dili diğer kitaplarına göre daha basit. Diğer ikileme: 1. Kargalar Meclisi 2. Sahte Krallık Bu seriler arasında en beğenilen ve yazarın dilinin en güçlü olduğu kitaplar bunlar. Gölge ve Kemik ile aynı evrende farklı bir ülkede geçiyor, bir kaç benzer karakter dışında ( Zoya, Genya gibi) yeni karakterleri okuyoruz. Bu ikileme için ilk üçünü okumanıza gerek yok, bir şey kaçırmazsınız. Son olarak okumanız gereken ikileme; 1. Yara İzi Kralı 2. Kurtların Hükmü Zaman sırası bakımından en son bu ikisi var. Gölge ve Kemik serisinde kısmen yan karakter olanlara (Nikolai, Zoya, Genya vs) ve Kargalar Meclisi’ndeki Nina’ya odaklanıyor. Bu seriyi okumadan önce Gölge ve Kemiği okumanız şart, evreni bilmezseniz boş kalabilir. Eğer Kargalar Meclisini de okuyacaksanız kesinlikle Yara izi Kral’ından önce okuyun çünkü spoiler olur. Bir de serinin hikaye kitapları var, Azizlerin Yaşamı ve Dikenlerin Dili şart değil ama. Ben şahsen Kargalar Meclisini ve Sahte Krallığı şiddetle öneririm. Diğerleri de güzel ama bu ikisinin yeri ayrı.
1000Kitap