Çocuklar her daim hayaller kurar ve gerçek hayatta göremeyeceğimiz mucizelerin varlığına inanırlar; bu, onlar için nefes almak kadar kolay ve gerekli bir eylemdir. İşte Hiçbiryer de bu şekilde doğmuştur; çocukların sonsuz hayal güçlerinin yaratıcı tezahüründen. Ve yalnızca küçükken rüyalarımızda ziyaret edebildiğimiz bu büyülü adada hiç büyümeyen bir çocuk yaşamaktadır.
Peter Pan bir gün yetişkin olacağı kaderini reddeder ve henüz daha bir bebekken odasının penceresinden uçup gider. Hiçbiryer'de yaşayan Peter, başka çocukları da adasına getirerek orada onlara sonsuz bir macera ve oyun vaat eder. Tıpkı o malum gecede Wendy ve kardeşlerine yaptığı gibi.
Bu masal, pek çok farklı film ve tiyatro uyarlaması ve sayısız retelling'i ile aslında ortaya çıktığı andan itibaren hepimizin çocukluğunun da bir parçası hâline gelmiştir. Nitekim ben de Peter Pan'ın büyülü hikâyesiyle birlikte büyüdüm.
Bazıları daima çocuk olarak kalan bu oğlanı ve onun öyküsünü özgürlükle ilişkilendirirken, diğerleri sonsuz gençlik ya da çocukluğun masumiyeti olarak görüyor.
Fakat bana kalırsa bu masal en çok çocukların aşırılığı, iyiyi ve kötüyü tam olarak kavrayamayışı ve bencilliğini vurguluyordu. Mesela Peter'i örnek olarak alalım; bu haylaz oğlan hikâye boyunca bize yanlış gelen pek çok eylemde bulundu. Yine de eğer ona "Bunu neden yaptın?" diye soracak olsaydık, herhangi bir art niyet taşımadığını görürdük. O, eylemlerinin sonuçlarını düşünmeden harekete geçiyor. Yaptığı herhangi bir şeyin kötü olduğunun bilincinde değil ve belki de en kötüsü, kendi duyguları dışında diğer herkesin hislerine kör olması. Bu da ister istemez onu korkutucu bir figür hâline getiriyor.
Fark ettiğiniz üzere Peter, hikâye boyunca daimi bir unutkanlık hâlinde. Çevresindeki her şey ve herkes onun için geçiciyken,