Kitabı okumak düşler arasında seyahat etmek gibiydi. On öyküden oluşan kitapta hangi masal nerede başlayıp gerçekliğe bağlanıyor, özellikle de birkaç öyküyü okuduktan sonra benim için iç içe geçmiş bir hal aldı. Kitapta yazarın da Öykülere Girerken başlıklı önsözünde ifade ettiği gibi, masalların yersiz ve adsız kişilerinin takip ettikleri düşsel amaçların yeryüzüne inmiş yaşamlardaki avuntularla örülü gerçekliklere dönüşünün öykülerini okuyoruz.
Tomris Uyar'ın atmosfer kuran bir yazar olduğunu daha evvel bir kitap yorumumda ifade etmiştim. Bu kitabındaki öykülerinde de yazar bir atmosferin içinden biz okurlarına seslenerek öykülerini başlatıyor. Bu bakımdan özellikle de öykülerin giriş paragraflarına doyamadığımı ve her öyküyü bitirdikten sonra bu ilk paragrafa mutlaka geri döndüğümü söylemeliyim. Bu girişler, bir düşün beklenti dolu belirsizliğini içerisinde barındırdığı gibi, bir sonun tekdüze yanıtını da basitçe ifade ediyordu. Sen buradasın, diyordu karaktere, gezdiğin uçsuz bucaksız anılar, hayaller ve avuntular denizinin kıyısında bir düşü düşlüyorsun. Sen, yaşamın kıyısından yaşamın içindeki bir haline bakıyorsun.
Bazı öyküler gerçekçi bir olay örgüsüne yakınken, bazıları mekan zamanın belirsizliğiyle soyutlaşmış bir akışa sahipti. Bu bakımdan bu öykülerin anlatımında büyülü gerçekçilikten yararlanıldığını söylemek mümkün. Ben kitabın en çok da bu sınırları belli ancak bu sınırların içindeki yer yer gerçek dışılığa kayan imgesel dünyanın yayılmacı izleğini takip etmeyi sevdim. Bu bakımdan en sevdiğim öykü şuydu demek bana bir yapının tek bir parçasını çekip o yapıyı görebildiğimi ifade etmek kadar tutarlı geliyor. Yine de olayları merkeze alarak olmasa da, dil anlatım bakımından en içimde yer tutan ve atmosferiyle okuma anımdaki gerçekliğimi kaplayan öyküler
Ortaokul okuma listelerinden neden bir türlü çıkarılmadığını anlamadığım bir kitap daha.
1984 distopyasıyla, karanlık kurgusuyla, sarsıcı kelimeleri, yazımı ve sahneleriyle dehşet iyi ve gerçekten dehşet bir kitap. Nefesimi tutarak okuduğum sahneleri ile bu kitabı tanımla dediğinizde söyleyebileceğim tek şey "dehşet" olur. Önerir miyim? Öneririm ama giriş yaptığım cümleye de dikkat çekerek liseye gitmiyorsanız acele etmeyin diyeceğim.
Gelgelelim kitabın yazımına. Orwell her ne kadar benim son derece rahatsız olduğum açıklıkta betimlemeler yapsa da kitabın gerektirdiği dil kesinlikle buydu ve Orwell'dan başkası yazabilir miydi, bilmiyorum. Kitap her şeye rağmen gayet hızlı okunabilecek bir kitaptı benim için ta ki dokuzuncu bölüme kadar. Sayfalarca ama sayfalarca kuru bilgi okumak hem kitabın akışını kesti hem de kitabı okuma süresini benim için birkaç gün kadar uzattı. Bu mutsuzluğumu ve sitemimi de böylelikle eklemek istedim
Orwell'ın yazarken esinlendiği "Biz" kitabına da yazımı bitirmeden dikkat çekmek istiyorum. İyi okumalar dilerimm
1984George Orwell · Can Yayınları · 2023200,3bin okunma
Sema Soykan’ın Keşke romanı, beni 1940’ların o zor ama bir o kadar da umut dolu Anadolu’suna götüren, uzun süre etkisinden çıkamayacağım bir yolculuk oldu. Kitabı okurken kendimi sadece bir hikayenin içinde değil, bizzat o dönemin aydınlanma ateşini taşıyan Köy Enstitüleri'nin tozlu yollarında yürüyor gibi hissettim.
Fikret ve Sabiha'nın karakterleri adeta birer anahtar gibi; onları takip ederken kendi içimdeki "keşke"lerle yüzleşmemek imkansızdı. Yazarın, o dönemin siyasi kırılmalarını ve Köy Enstitüleri üzerindeki o karanlık oyunları bu denli vurucu bir dille anlatması, okurken bazen öfkelenmeme bazen de büyük bir gurur duymama neden oldu. Sabiha ve Fikret’in o vefa ile merhamet arasına sıkışmış, dile getiremedikleri aşkları ise hikayeye öyle derin bir hüzün katmış ki, son sayfalarda gözyaşlarıma hakim olamadım.
"Eğitim bir toplumu ne kadar sürede değiştirebilir?" ya da "Bir ideal uğruna nelerden vazgeçilebilir?" gibi sorular zihnimi kurcalarken, bir neslin nasıl heba edildiğini okumak kalbimi çok sızlattı. Bu kitap sadece bir aşk ya da dönem romanı değil; aynı zamanda Cumhuriyetin temelinde yatan o büyük emeğin ve vatanımıza karşı sorumluluklarımızın bir hatırlatıcısı olmuş. Sema Soykan’ın kalemi beni gerçekten büyüledi, kütüphanemde artık çok özel bir yeri var. Yazarın dünyasına bu kitapla giriş yaptım ve diğer kitaplarını da bir an önce listeme ekleyip keşfetmek için şimdiden sabırsızlanıyorum.
Minimalizm: Anlamlı Bir Yaşam, minimalizme giriş için güzel bir kitap; ancak yaşamın anlamı, mutluluk ve sadeleşme üzerine derin cevaplar arayan bir okuyucu için beklentileri tam karşılamayabilir
MinimalizmJoshua Fields Millburn · Eksik Parça Yayınları · 20181,351 okunma
İstiklâl şairimiz merhum Mehmet Akif Ersoy'un kaleme aldığı muazzam eseridir. Kitabın giriş bölümünde Şair Mehmet Akif Ersoy'un hayatından bahsedilmektedir daha sonraki bölümlerde ise eserleri, ahlâkı, fikirleri, şahsiyeti ve sanat anlayışı gibi konular ele alınmıştır. Bu değerli eseri bütün gençlerin okuması gerektiğini düşünüyorum hatta mümkünse okullarda ders olarak da okutulmalıdır.
Bu kitabı almamın ve okumamın temelinde merak ve Komünist Manifesto hakkında az çok bir bilgiye sahip olma isteği bulunmaktaydı.
Şahsen bir çizgi roman gibi okudum, o yüzden yüzde yüzümü vermedim. Zaten amacım Komünist Manifesto’yu buradan öğrenmek değildi. Gene de giriş için okunabilir