Savaş, acı ve yoksulluk, insanlığın bir arada yaşamasının sabit ve değişmez öğeleri olarak görülmekte ve bunlara müdahale etmeye yönelik her türlü girişim aptallık veya yalan olarak algılanmaktadır.
Bir Köyün Bütün İneklerinin Fiyatı Tek Bir Otomobil Almaya Yetmiyor
Bu sabah Ardahan Çıldır ilçesi Eşmepınar köyü sakinlerinden bir dostum ile telefonda görüştüm.
Sık sık ülkede ki olup bitenler ve ekonomi ile ilgili görüş alışverişinde bulunuyoruz.
Dününcelerine ulusal yarar ekonomisinden yana olduğu için katılıyorum.
Ulusal üretim ve paylaşım ekonomisinde temel kural son faydayı kaybetmemektir.
Kodaman besleme ekonomisinde son faydadan bahsetmek mümkün değildir.
Kamu üretim ve paylaşım ekonomisini savunan ahlak soygundan anlamaz. Ekonomiyi soygun düzeni aracı olarak görenler ise kamu ekonomisi yararını ekonomi diye bilmez.
Bana köyünde yaptığı bir gözlemi anlattı. İzin istedim yazarak paylaşmak için.
Köyün tüm süt üreten ineklerinin toplam fiyatı nedir? Bu parayla bu soygun düzeni ekonomisinde ne satın alınabilir diye bir gözlem araştırma yapmış.
Köyün tüm inekleri bir otomobil alabiliyormuş.
İşte dananın kuyruğunun koptuğunu gösteren sonuç budur.
Köylü ulusun efendisi olmaktan çıkmış. Metal çöplüğe dönen ülkede ithal otomobil fiyatı küresel ve yerli işbirlikçi kodaman beslemek adına sürekli artıyor.
Şehirde yaşayanlar otomobili bir ihtiyaç olarak değil yatırım aracı, zengin olma aracı olarak satın alıyorlar. Cebini dolduran artan enerji ihtiyacı ile birlikte otomobil üreten, satan, aynı zamanda akaryakıt toptan satın alan, perakende de satan, parası olmayana karşılıksız para basma hakkını banka sahibi olarak finanse eden ve faiz geliri elde eden holdinglere Türk ulusu adeta köylüsü ve şehirlisi ile birlikte soyduruluyor.
Denebilir ki bu talep olduğu müddetçe bunu eleştirmek anlamsızdır.
Yukarıda anlattığım gerçek bu denizin suyunun kurulduğunu gösteriyor.
Dört kişilik bir ailenin dört otomobili, bilmem kaç evi ile bu soygunu finanse eden kimse
Son hapse girişim benim için büyük bir şans oldu; çünkü yıllardır araştırdığım nedeni cezaevinde öğrendim. Cezaevindeki elli kişilik siyasi tutuklular koğuşunda yurdumuzun seçkin aydınlarıyla, tanınmış iş adamlarımızla, ünlü kişilerle, valilerle, genel müdürlerle, düşük milletvekilleriyle, ileri gelen politikacılarla, yüksek memurlarla, mühendislerle, doktorlarla bir arada yaşadım. Koğuş arkadaşlarımın çoğu Avrupa’da, Amerika’da okumuş, yabancı ülkeleri gezip dolaşmış, birkaç dil bilen kişilerdi. Düşüncelerimiz birbirine karşıttı ama yine de onlardan çok şeyler öğrendim. Öğrendiklerimin başında da neden adam olmadığımız geliyor.
Benzer bir program gelişmekte olan ülkelerde küçük çocukların annelerine kitap dağıtmanın çocukların dil, dik- kat ve sosyal etkileșim becerilerinin gelişimi üzerinde güçlü bir po- zitif etkiye sahip olduğunu göstermiștir.!2,13 Sonuçta, neden kar- maşık, ișe yaramaz ve pahal bir projeyi övmek dururken basit, ve- rimli ve ucuz bir girişim tercih edilsin ki?
«Pragmatizmle başlayalım. İşte, Fikirler Diyarı'nı yenilemeye dair önemli bir girişim. 19. yüzyılın sonunda Amerika
Birleşik Devletleri ve Büyük Britanya'da başladıktan sonra 20. yüzyıl boyunca sürdü. Amacı, bütün dogmaları ve a priori'leri aşmak, gerçeklere bağlı kalmak ve somut deneyimler üzerinden fikirleri yeniden oluşturmaktır. Yunanca 'pragma' sözcüğü 'şey' demektir. Ebedi fikirler, değişmez gerçekler yoktur.»
Bireyi bekleyen bir sorunu çözme doğrultusunda her girişim düşlemi harekete geçirin çünkü bir çözüm ararken bilinmeyen gelecekle başa çıkması gerekmektedir. Çocuklukta yaşam biçiminin
oluşumu görevini affettiğimiz yaratıcı güç hala işlemektedir