Seni görmeden gitmek istemiyorum demişti. Gidebiliyormuşsun işte Merve, teşekkürler. Gittikten sonra yazmasına bozulmuştum ve aramıza anlamsız bir mesafe koymuştum. Oysa onu seviyordum gerek yoktu böyle şeylere ama oluyordu işte. Sorunsuz devam edemiyorduk. Çankırı'ya gittiğinde bitirme kararı almıştım. Bazen diyorlar ya seven adam gider mi? Gitmek zorunda kalıyorsun. Kendince sebeplerin oluyor. Ben kaybetmekten korkuyorum. Bu kızı çok severken kaybetmekten. Ailemi kaybettiğim gibi. Yoksa şunu da çok iyi biliyorum, onu ben gibi seven hiç olmayacak ve geçecek yıllar bir anda. Arkaya baktığımızda kaybettiğimiz tek şey birbirimiz olacağız. Ben bunu da istemiyordum. Çok sevdiğim şeyleri ansızın kaybettim. Merve'ye bunları anlatmadım. İçinde bulunduğum şey onun içinde bulunduğundan belki çok daha zordu ama ben güçsüz görünmek istemiyordum. Hani şu çarpışan araba olayı işte. Sevmesem asla binmezdim. Bu arada çok fazla Merve diyorum farkındayım. Neyse seviyoruz yapacak bir şey yok.
Sayfa 88·Kitabı okudu
Cennet ya da cehenneme gitmek için ölmeyi beklememize gerek yok.
Alıntı
Reklam
Bir Annenin Son Mirası...
Üçüncü gün annem hastalandı. Onun humması çok kötü seyrediyordu ve hemşirelerin bakışlarından, acı sonun beklendiği anlaşılıyordu. Bu hayran olunası kadın, metanetini ve sevecenliğini ölüm döşeğinde dahi yitirmedi. Elizabeth'le benim ellerimizi birleştirerek, "Çocuklarım," dedi, "İlerdeki mutluluğum için sizin evliliğinize umut bağlamıştım. Bundan sonra bu umut babanızın avuntusu olacak. Elizabeth, hayatım, yokluğumda küçük kuzenlerin sana emanet. Ah! Sizden ayrılmak büyük acı veriyor. Böyle mutluyken ve seviliyorken hepinizi birden bırakıp gitmek kolay mı? Ama bunları düşünmek bana yakışmaz. Öbür dünyada sizlerle buluşmanın umuduyla avunup, ölümü güler yüzle karşılamaya çalışacağım." Annem huzurla öldü ve ölürken bile yüzünde şefkat vardı. En değer verdikleri yakınlan o en çaresiz felaketle kollarından koparılan bizlerin hislerini, bunun ruhlarımızda yarattığı boşluğu ve yüzlerimize yansıyan kederi tarif etmeme gerek yok. Her gün gördüğümüz, hatta artık kendimizin bir parçası gibi hissettiğimiz bir insanın ebediyen aramızdan ayrılmış olduğuna -o canım bakışların sönüp gittiğine, bize çok yakın, çok tatlı gelen o sesin bir daha hiç duyulmamak üzere sustuğuna- çok uzun zaman inanasımız gelmez. İlk günlerde zihnimizde bu düşünceler vardır. Ancak zamanla, bu musibetin gerçekliği kafamıza dank ettiğinde, elemin keskin acısını hissetmeye başlarız. Gerçi o hoyrat elin sevdiklerini koparıp almadığı tek bir kimse yokken, herkesin hissettiği ve hissetmeye mecbur olduğu bu acıyı tarif etmeme gerek var mı? En nihayet, zaman gelir, o mecburi kedere göz yumulmaya başlanır ve dudaklara uğrayan tebessüm, ayıp sayılacak olsa da, artık buyur edilir. Annem ölmüştü ama bizim hala yerine getirmemiz gereken sorumluluklarımız vardı. Kalan sağlarla yola devam etmek ve ölümün pençesine
Alıntı
Gelmem deseydi beklemezdim.
“Sonra bi’ gün hastalandı. Bi’ daha kalkamadı yatağından. Beni almaya geldi birileri. Gitmek istemedim ama babam dedi ki, ben iş buldum İsmail, gitmem gerek. Gemide olcam, her gün el sallıycam sana o gemiden. Sonra bi’ sabah gelcem seni de alcam, beraber çekip gitcez buralardan.” “O günden beri o geminin gelmesini mi bekliyorsun?” “Evet. Gelcem dedi çünkü. Gelmem deseydi beklemezdim. Niye gelcem desin ki gelmiycek olsa…”
“Ufaklıklar, ki büyük çoğunluktur, ya aptal ya da kötüdürler. Aptalsalar, bu gerçek karşısında akıllarını büsbütün yitirirler. Kötüyseler, bu gerçeği kötüye kullanarak büsbütün kötülük ederler. Gerçeği gizlemekten başka çıkar bir yol yoktur. Bilmek, bulmak, susmak gerek.”
Ne yapmak gerek peki? Sağlam bir arka mı bulmalıyım? Onu mu bellemeliyim? Bir ağaç gövdesine dolanan sarmaşık gibi Önünde eğilerek efendimiz sanmak mı? Bilek gücü yerine dolanla tırmanmak mı? İstemem! Herkesin yaptığı şeyleri mi yapmalıyım Le Bret? Sonradan görmelere övgüler mi yazmalıyım? Bir bakanın yüzünü güldürmek için biraz şaklabanlık edip, Taklalar mı atmalıyım? İstemem! Eksik olsun! Her sabah kahvaltıda kurbağa mı yemeli? Sabah akşam dolaşıp pabuç mu eskitmeli? Onun bunun önünde hep boyun mu eğmeli? İstemem! Eksik olsun böyle bir şöhret! Eksik olsun! Ciğeri beş para etmezlere mi “yetenekli” demeli? Eleştiriden mi çekinmeli? “Adım Mercuré dergisinde geçse” diye mi sayıklamalı? İstemem! İstemem! Eksik olsun! Korkmak, tükenmek, bitmek… Şiir yazacak yerde eşe dosta gitmek. Dilekçeler yazarak içini ortaya dökmek? İstemem! Eksik olsun! İstemem! Eksik olsun! Ama şarkı söylemek, düşlemek, gülmek, yürümek… Tek başına… Özgür olmak…
Reklam
Reklam