En az enerji harcama yasası doğanın en bilinen yasalarından biridir.
Örneğin, A noktasından yayılan ışık B noktasına gitmek için sonsuz sayıda yol arasından en az enerji harcayarak gideceği yolu seçer, ki bu da çoğu zaman en hızlı gideceği yoldur.
Eğer A ve B noktaları havadaysa, ışık AB doğrusunu izler, çünkü AB doğrusu ışığın hedefine en çabuk varacağı, en az enerji harcayacağı yoldur.
Eğer A noktası havada, B noktası sudaysa, ışık A’dan B’ye gitmek için kırılır, çünkü ışık havada daha hızlı gider, suda yavaşlar, dolayısıyla ışık olabildiğince havada kalmak ister.
Doğanın bu en az enerji harcama yasasına fizikte sık sık raslanır.
Estetik bilincimiz doğadan ve doğa yasalarından kaynaklanır (başka nerden kaynaklansın ki!) En az enerji harcama yasası estetikte de geçerlidir. Güzelliği çoğu zaman yalında buluruz.
Edebiyatta olsun, resimde olsun, mimaride olsun, matematikte olsun, nerde olursa olsun, gereksiz karmaşa hoş değildir, yorar. Yalın, duyularımıza daha hoş gelir ve daha etkilidir. Yazında örneğin, eğer bir tümce bir düşünceyi, bir duyguyu, bir olayı, bir durumu anlatmaya yetiyorsa, ikincisine gerek yoksa, o gereksiz ikinci tümce orada olmamalı. Gereksiz uzun tümcelerden kaçınılmalı. Bir tek sözcük, yerinde kullanılmışsa ve iyi seçilmişse, koca bir sayfanın işlevini görebilir.
Resimde de öyle. Gereksiz çizgiden, gereksiz renkten kaçınmalı. Sanatçıdan düşüncesini, görüşünü, duygusunu en az enerjiyle anlatabilmeli.
Yalına ve güzelliğe ulaşmak hiç de kolay değildir. Kolay olsaydı, herkes sanatçı olabilirdi. Picasso’nun bir dizi boğa taşbaskısı vardır. Ardarda, birkaç gün içinde yapılmıştır, ilk taşbaskıda bütün ayrıntılarıyla oldukça gerçekçi bir boğa görürüz, ikinci taşbaskıda daha az ayrıntı vardır. Son taşbaskıda üç beş çizgi kalmıştır salt. Bu