Haliç’in arkasında iki dere kenarında iki köy, Kâğıthane köyü “Sadabad” ve Alibeyköy de “Âsafabad” isimleriyle birer yeryüzü cenneti gibi imar edilmişti. Bu iki mamure İbrahim Paşa’nın yapıcı kudretinin timsaliydi; çıplak vücutları yağma, çapul ve gaspla donan serserilerin ilelebet çıplak kalmaya mahkûm ruhlarını rahatsız edecekti; yağma ve tahrip edileceği haber alınınca hükümet tarafından, “Sadabad ve Âsafabad’da köşkleri olanlar üç günde yıkacaklardır!.. diye tellallar çıkarıldı ve hiç olmazsa sahiplerine yıktırtıldı; XVIII. asır ortası Türk mimarîsinin o güzelim eserleri üç günde hâk ile yeksan oldu.
İhtilalci zorbalar padişahtan kendilerine asla zarar gelmeyeceğine dair kadıasker efendilerin imzalarıyla birer hüccet almak küstahlığını gösterdiler. Bütün şakiler gibi ölüm korkusu içindeydiler, hepsi, geceleri dahi odalarının kapıları önünde yirmişer otuzar nefer muhafız fedailer yatırıyordu, sokaklarda pür silah muhafızlarla dolaşıyorlardı.
Fakat melanetlerini unutturacak yerde bilakis yapmadıkları edepsizlik kalmıyordu. Şu satırları Abdi Efendi vakayina den aynen alıyorum:
“Ali Usta namındaki pelid İstanbul gümrüğünü bastı, sandık emini ağayı birkaç yumrukta yere serdi, önündeki mirî sandığı kırıp içindeki toplanmış hazine parasını gasp etti. Gümrük emini kethüdasının iki nefer servi boylu on üç-on dört yaşında devlet külahı başında ahu misali Gürcü gulamını da cebren ve kahren alıp odasına götürdü!..” Başları devlet gümrüğü basarken kuyrukların yapacağı da gece haydutluğu olacaktı; her gece her mahallede birkaç ev basılıyor, tamtakır kalıncaya kadar soyuluyor, sahipleri don gömlek kuru tahta üstünde bırakılıyordu. Yeniçeri kışlalarının koğuşları çapul malıyla tıklım tıklım dolmuştu. Yeniçeri arasındaki namus erbabı utançlarından sokağa çıkamaz olmuşlardı.
Bu
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Kapamak gerek kitabı.
Kalkmak,
Vakit boyunca yürümek gerek;
Çiçeğe bakmak,
İbhâmı duymak gerek.
Son olana kadar koşmak gerek.
Yokluk toprağının kokusuna gitmek gerek.
Gitmek gerek ağaçla Tanrı'nın buluştuğu yere.
Oturmak gerek
Genişlemeye yakın.
Kendinden geçiş ile keşif ortasındaki yere.
““Dünya basit, hayat da öyle” — bu iddiada herhangi bir doğruluk payı olsa bile, hayat ancak bir çocuğun bakış açısından böyle olabilir.
Çocukların vergi ödemek veya işe gitmek gibi yükümlülükleri yoktur.
Ebeveynleri ve toplum tarafından korunurlar ve günlerini kaygısız tasasız geçirebilirler.
Sonsuza dek süren bir geleceği hayal edebilir ve dilediklerini yapabilirler.
Acı gerçekleri görmelerine gerek yoktur — gözleri bağlıdır.
Dolayısıyla dünya onlara basit görünür.
Fakat çocuklar yetişkin olma yolunda ilerledikçe, dünya gerçek tabiatını gösterir.
Kısacası, büyüdüğünde neyin ne olduğunu, neleri yapabileceğini ve neleri yapamayacağını öğrenir. Fikirleri değişir ve gördüğü tek şey imkânsızlık olur.
Romantik bakış açısı son bulur ve bunun yerini acımasız bir gerçekçilik alır.
Çocuk büyüdüğünde, insanlarla çeşit çeşit karmaşık ilişkiler yaşar ve ona bir sürü farklı sorumluluk verilir.
Hayat artık böyle olacaktır; işte de, evde de, toplum hayatında üstlendiği her türlü rolde de. Kuşkusuz, çocukken anlayamadığı birtakım konuların farkına varacak, ayrımcılık, savaş ve eşitsizlik gibi meseleleri görmezden gelemeyecektir.
Hâlâ dinin egemen olduğu bir zamanda yaşıyor olsaydık , öbür dünyada kurtuluş bir seçenek olabilirdi çünkü o zamanlar her şeyimiz bu kutsal öğretilere bağlıydı , tek yapmamız gereken bunlara uymaktı ve kafa yormamız gereken bir şey yoktu.
Ama artık din gücünü yitirdi ve hakiki bir Tanrı inancı kalmadı.
Güvenilecek bir dayanak olmadığından , herkes endişe ve şüphe dolu.
Herkes kendisi için yaşıyor.
Günümüz toplumu böyle..”
Var git ey balat, zarafet içinde elbette,
Bir başına aşarsın dağları da tepeleri de,
Sana ne bir refik gerek ne de bir yaren,
Ama tabi emniyetle gitmek istersen,
Evvela aşkı arayıp bulman gerekir,
Hem o olmadan gitmek akıl kârı değil.