》Türkan'ın gelebilmesi için, önce gitmesi, gittiği yerde kendini bulması gerekiyordu. O zaman geri geldiğinde her şey bambaşka olacaktı.
Bütün yaşamını birilerinin yanında durarak, birilerinin ona açtığı boşluklara sığarak, kendisine verilenle yetinerek, kendi kaderini tayin edemeyerek, istemenin ne demek olduğunu bilmeyerek geçiren bir kadının hikayesi bu.
》Aile sevgisi olmadan geçirilmiş bir çocukluk, ardından sevgisiz, yabancı hissettiren bir evlilik ve yılların sonunda kaybedilen bir eş, karavanla düşülen bir yol... İşte Türkan'ın çiçeklenmesi tam da burada başlıyor.
》Limon sarısı bir karavanla yıllardır yapmadığını yapmak için yola düşüyor Türkan; kendini anlamak dinlemek, ne istediğini, neyi beklediğini görmek için... Birey olduğunu fark etmek, unuttuğu şeylerin; yaşamanın, aşkın ne olduğunu öğrenmek için...
》Bu serüvende neler öğrenmiyor ki... Kendisine hayat diye sunulan şeyin, yetindiklerinin aslında onu hiç mutlu etmediğini, hiç kendi istediklerini yapamadığını, kendinin olmayan bir hayat yaşadığını üzülerek fark ediyor. Yol arkadaşları oluyor. Hayatına yeni insanlar giriyor. Doğuştan ona verilmiş kişiler değil, kendi seçtiği, kendi kurduğu ailesi oluyor. Onu anlayan, anlamaya çalışan, seven ve ona hiç görmediği kadar değer veren insanlarla kesişiyor yolu. O da sevilince çiçek açıyor işte, hepimiz gibi...
》Bu bir yasın kitabı değil aslında. İçsel bir yolculuğun, görünür olma, sesinin duyulma isteğinin, bir ölümün getirdiği farkındalığın, yalnızlığın bazen olması gereken olduğunun kanıtının kitabı. Doğru insanlarla çevrili değilse hayatımız orası yalnızca kuru bir kalabalıktan ibarettir.
》Eleştirmem gereken birkaç nokta varsa eğer, onları da şöyle söyleyebilirim:
Bence Türkan dışındaki karakterlerin anlatımı biraz yüzeysel kalmış, onları daha iyi