ben hüzünlü küçük bir periyi biliyorum
okyanusta yaşayan
ve yüreğini tahta bir kavalda,
usul usul çalan
küçük hüzünlü bir peri,
geceleri bir öpücükle ölen
ve sabahları bir öpücükle yeniden doğacak olan…
yaşam belki
uzun bir caddedir,
her gün filesiyle bir kadının geçtiği,
yaşam belki
bir urgandır, bir adamın daldan kendini astığı,
yaşam belki okuldan dönen bir çocuktur,
yaşam belki, iki sevişme arası rehavetinde
yakılan bir sigaradır,
ya da birinin şaşkınca yoldan geçişi,
şapkasını kaldırarak,
başka bir yoldan geçene
anlamsız gülümsemeyle “günaydın” diyen.
Savaş sana çok şey öğretir. Bunların ilki, duyu yetinin keskinleşmesi ve ateş atıldığı yerin yönünü tayin edebilmek için dikkat kesilebilmendir. Sanki bedenin, içinde pusula olan büyük bir kulağa dönüşmüş gibi dört yönü belirleyebilirsin. Ya da beş yön çünkü artık gökyüzü de sana ölüm getirebilecek yönlerden birisi olmuştur.
Kendine yabancı siyahinin kör bir inancı vardır, sizin dininize karşı da kördür.
Kendi diniyle ilgilenmez. Beyaz bir İsa'ya, beyaz bir Meryem'e, beyaz meleklere inanır ve beyaz bir cennete gitmek ister. Onu kilisede şarkı söylerken dinliyorsunuz... Bir şarkı söylüyor, "beni kar beyaz gibi yıka" diyorlar galiba. Beyaz biriyle beyaz cennete gidebilmek için bembeyaz olmayı arzuluyor. Bu onun suçu değil, gerçekten onun suçu değil. Ama kafa yapısı bu işte... Bu, Amerika'daki 400 yıllık beyin yıkamanın sonucudur. Dışı siyah olan bir adamı aldınız ve içini bembeyaz yaptınız. Beyni kar kadar beyaz. Kalbi kar kadar beyaz İşte bu yüzden de, her ne zaman bu "bizim" dediyseniz, o da tıpkı sizin gibi beyaz olduğunu düşündü, sizin olan şeyin aynı zamanda kendisinin de olduğunu sandı. Hatta ta kadınınıza kadar...