gizembilgeceylan.

ben hüzünlü küçük bir periyi biliyorum okyanusta yaşayan ve yüreğini tahta bir kavalda, usul usul çalan küçük hüzünlü bir peri, geceleri bir öpücükle ölen ve sabahları bir öpücükle yeniden doğacak olan…
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
yaşam belki uzun bir caddedir, her gün filesiyle bir kadının geçtiği, yaşam belki bir urgandır, bir adamın daldan kendini astığı, yaşam belki okuldan dönen bir çocuktur, yaşam belki, iki sevişme arası rehavetinde yakılan bir sigaradır, ya da birinin şaşkınca yoldan geçişi, şapkasını kaldırarak, başka bir yoldan geçene anlamsız gülümsemeyle “günaydın” diyen.
Savaş sana çok şey öğretir. Bunların ilki, duyu yetinin keskinleşmesi ve ateş atıldığı yerin yönünü tayin edebilmek için dikkat kesilebilmendir. Sanki bedenin, içinde pusula olan büyük bir kulağa dönüşmüş gibi dört yönü belirleyebilirsin. Ya da beş yön çünkü artık gökyüzü de sana ölüm getirebilecek yönlerden birisi olmuştur.
hüzünle sevinç, umutla düş kırıklığı iç içeydi; belirsiz bir duygu, ama daima yabancı olmak ve alışamamak...
Kendine yabancı siyahinin kör bir inancı vardır, sizin dininize karşı da kördür. Kendi diniyle ilgilenmez. Beyaz bir İsa'ya, beyaz bir Meryem'e, beyaz meleklere inanır ve beyaz bir cennete gitmek ister. Onu kilisede şarkı söylerken dinliyorsunuz... Bir şarkı söylüyor, "beni kar beyaz gibi yıka" diyorlar galiba. Beyaz biriyle beyaz cennete gidebilmek için bembeyaz olmayı arzuluyor. Bu onun suçu değil, gerçekten onun suçu değil. Ama kafa yapısı bu işte... Bu, Amerika'daki 400 yıllık beyin yıkamanın sonucudur. Dışı siyah olan bir adamı aldınız ve içini bembeyaz yaptınız. Beyni kar kadar beyaz. Kalbi kar kadar beyaz İşte bu yüzden de, her ne zaman bu "bizim" dediyseniz, o da tıpkı sizin gibi beyaz olduğunu düşündü, sizin olan şeyin aynı zamanda kendisinin de olduğunu sandı. Hatta ta kadınınıza kadar...