“Onunla her şey basitti. Aklımızdakiler ve gönlümüzdekiler hep dilimizdeydi. Kaygısızdık. Daha doğrusu ufak kaygılarımız vardı. Birbirimize hediye alamamak yahut güzel bir lokantada yemek yiyememek gibi... Ama bu ufak noksanlıklar bizi daha başka yapıyordu belki de. Günün birinde cebimdeki tüm parayı çıkarıp saymaya başladım. Alacağım iki simidi denkleştirmek için avcumdaki bozuklukları toplarken kafam karıştı ve ikimiz de güldük. Sonra Feyza, elini elime koydu ve incecik parmağıyla, paraları teker teker kenara ayırarak saydı. Zengin olsaydım, cebimde bozukluk değil de tam para olsaydı; Feyza’nın güzel parmağının ucunu avucumun ayasında hissedemeyecek, kibar dudağının ‘Yirmi beş, elli...’ derkenki güzel hareketlerini göremeyecektim. İnsanın gençken, hele de âşıkken zengin olması ne de büyük bir fakirliktir.”