Türk edebiyatının ilk Realist romanı.
Okunması gereken İlk 100 Türk Edebiyatı listesinde yer almaktadır.
Kitap, kültürünü tamamen bırakarak batılılaşmaya çalışan ama iki kültür arasında bir yerde sıkışıp kalan dönemin Batı sevdalılarına ayna tutuyor.
Kitabın dili anlaşılır. Yer yer uzun betimlemeler olsa da genelde tasvirler okuyucuyu boğmayacak şekilde sadedir.
Kitabın konusuna gelirsek: Bihruz Bey mirasyedi bir gençtir. Dönemin en markalı elbiselerini giyer, en markalı arabasına biner, en iyi atları alır, en ünlü yerlerde yemek yer, en ünlü berberde tıraş olur.
Bihruz Bey, Türkçeyi kaba ve yerel bulduğu için mümkün mertebe statü dili olan Fransızca konuşmaya çalışır. Türkçe konuştuğunda ise araya mutlaka Fransızca kelimeler sıkıştırır.
Bu bize bugün plaza dili dediğimiz İngilizce ile karışık Türkçe konuşanları hatırlatır. “Toplantı set etmek” , “Meeting yapmak”, vs.
Annesi ile olan bir konuşmasından anlıyoruz ki sadece diline değil kültürüne de yabancılaşmış, 10 gün sonra gelecek olan Ramazan ayının bile farkında değil.
Aradan 100 yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen Bihruz Beyler ölmedi, sadece şekil değiştirdiler ve hâlâ aramızda yaşıyorlar. Bu sefer sadece “atlı bir arabaya” değil, modern lüks arabalara, cep telefonlarına, pahalı takılara vs. sevdalılar.
Devir değişti ama insanlar değişmedi…